Episode Dergi olarak Mart 2026 sayımızda kapağımızda MUBI‘de yayınlanan Blossoms Shangai dizisini konuk ettiğimiz ünlü yönetmen Wong Kar Wai ile röportajımıza yer veriyoruz.
Blossoms, Şanghay’ın asırlık hikâyesinin sadece bir bölümü. Hızla değişen bir dünyada yerlerini bulmaya, kendilerine bir isim yapmaya çalışan; aşkı, dostluğu ve ihaneti yaşayan bireylerin hikâyesi sözkonusu. Hırs, evrensel bir dil ama bu ‘sıradan’ insanların tutkusu, ilkeleri ve beklenmedik ittifaklarıyla ortaya olağanüstü bir şey çıkıyor.”

Wong Kar Wai, dünya sinemasının en kendine özgü ve otantik isimlerinden. 2013’teki The Grandmaster’dan
(Yi dai zong shi) bu yana uzun metraj bir filme imza atmayan yönetmen, Blossoms Shanghai (Şanghay Çiçekleri) ile kariyerindeki ilk dizi çalışmasını gerçekleştiriyor ve dünyaya açılıyor.
30 bölümlük epik bir TV serisi olan Blossoms Shanghai, MUBI aracılığıyla uluslararası alanda birçok ülkede gösterime giriyor. Wong Kar Wai’nin Şanghay’daki çocukluğuna ve 1990’lı yıllara döndüğü seri, hem Çin’in dışa açılma sürecini ele alıyor hem de yönetmenin melodram tutkusunu ekranlara taşıyor.
Episode’un 65. sayısının kapağını süsleyen Blossoms Shanghai serisi için Hong Kong sinemasına boyut atlatan Wong Kar Wai ile yapılan röportaj sizlerle. Wong Kar Wai’nin hüzne, aşka ve hafızaya dair anlattıklarına her zamankinden çok ihtiyacımız var. Keyifli okumalar!
Hikâye anlatma açısından daha çok alan sağlayan diziler ile uzun metraj filmlerin nasıl bir farkı var?
Romanın bölümler halinde ilerleyen kapsamlı yapısının soluklanma anlarına ihtiyacı vardı. 30 bölüm sayesinde hikâyenin özünü koruyarak bir çağın ufak anların birikiminden meydana gelişini yansıtmayı başardık. Bu format uzun metrajlı bir filme kıyasla daha geniş hikâye anlatma imkânı sundu. Dizi formatını bilerek seçtik. Bazı hikâyelerin etkisinin tam olarak hissedilmesi için soluklanma anlarına ihtiyacı vardır; ilişkilerin yavaş yavaş gelişmesi, dönüşüm aşamasındaki bir şehrin ufak tefek değişimlerden geçmesi gibi mesela. Sinema ile televizyonun dilleri farklı, biz de bu hikâyenin gerektirdiği dili seçtik.

1980’lerde ve 1990’larda çektiğiniz filmler, değişim çağını yaşanırken gözlemliyordu. Blossoms Shanghai ile bitmiş bir çağa göz atıp onu yeniden inşa etmek nasıldı?
Amacım hiçbir zaman göz atmaktan ibaret değildi, Şanghay’ın hararetle kendini yeniden tanımladığı o dönemin canlılığını ekrana taşımak istedim. 1990’lar hem bir kopuş hem de devamlılık devriydi. Ayrıca bu sadece Şanghay’ın hikâyesi değil. Ben Hong Kong ve Şanghay’ı hep birbirini aynalayan ikiz şehirler olarak gördüm. Vahşi Günler (1990) gibi filmlerde Hong Kong’u Şanghay’dan izler bulmak için aldım filme. Burada da Şanghay’ı filme alırken 1990’lar Hong Kong’unun izlerini buldum tabii. Bir şehrin yükselişi, diğerinin açlığını körükledi. Bu anlamda Blossoms iki şehrin ortak hikâyesi.
Kurgu sürecinizin uzun olduğu biliniyor. Blossoms Shanghai nispeten hızlı tamamlandı. Materyalin çokluğu, post prodüksiyon aşamasında kararları daha hızlı vermenize mi yol açtı?
Yepyeni bir deneyimdi bu. Blossoms’ı klasik bir televizyon dizisi gibi yapmadık. Her sahneye uzun metrajlı film yapıyor gibi titizlendik. Bu açıdan bakınca dizinin tamamı on beş filme eşdeğer. Prodüksiyonda baskı muazzamdı. Kurgucularımız en başından beri işe dahildi; televizyonun ilk dönemlerini andıran bir iş akışı. Amansız, aralıksız bir süreçti.
Araştırma sürecine 2017’de başladık. Çekimler 2019’da başladı ama COVID-19 ve Şanghay’daki karantina sebebiyle durdu. Herkesin sağ salim evine dönmesi için ekibi iki kere dağıttık. Ne ironiktir ki mecburen verdiğimiz o ara, uzun uzun düşünmeye odaklandığımız bir kurgu dönemine dönüşerek anlatıyı rafine etmemize imkân sağladı. 2023 sonbaharında ana çekimler tamamlandığında 30 bölümün de ince kurgusu tamamlanmıştı. 2015’te romanın telif haklarını almamızdan dizinin 2023’teki prömiyerine kadar tüm süreç neredeyse on yıl sürdü; hiçbir filmim bu kadar uzun sürmemişti. Tek tesellim, ortaya çıkan işin de tüm filmlerimin toplamından daha uzun olması.
Jin Yucheng’in 2015’teki ilk toplantımızda kibarca, “İşinizi aceleye getirmeyişinizle meşhursunuz. On yılın yeterli olacağına emin misiniz?” diye soruşunu hâlâ hatırlıyorum. “Denerim,” dedim ben de. Bugün, pandemi yüzünden kaybedilen üç yılı bile dahil etsek, bu sözümüzü tuttuk. Her söz zamana emanet edilir.
Dizide birçok acımasız ticari hamle var ama ayrıca çeşitli karakter arasında akıl hocalığı ve işbirliği de var. Sizi kıyasıya bir rekabetle yoldaşlığı yan yana düşünmeye iten neydi?
Şanghay gibi bir şehir bir günde kurulmuyor. Dünyanın öte ucundaki New York gibi, yeni bir hayat vaadinin ve büyük fırsatlar yakalama umudunun cazibesine kapılarak buralara gelen sayısız insanın bataklıkları metropole dönüştürmesiyle şekillenmiş bir yer. Bunun için bireysel çaba, şans veya kurnazlıktan daha fazlası gerekiyor, aktarım gerekiyor. Ye amca, Ah Bao’da kendi gençliğini görüyor ya, her devrin bir Ah Bao’sı var zaten.

Blossoms, Şanghay’ın asırlık hikâyesinin sadece bir bölümü. Hızla değişen bir dünyada yerlerini bulmaya, kendilerine bir isim yapmaya çalışan; aşkı, dostluğu ve ihaneti yaşayan bireylerin hikâyesi sözkonusu. Hırs, evrensel bir dil ama bu “sıradan” insanların tutkusu, ilkeleri ve beklenmedik ittifaklarıyla ortaya olağanüstü bir şey çıkıyor.
Akıl hocalığı, bir sofrada inşa edilen güven: Şehrin kumaşı, bu görünmez ipliklerle dokunuyor işte.
Dizideki karakterler sık sık zamanlamadan bahsediyor. Âşık olmak veya bir anlaşmayı bağlamak için doğru zamandan. Bu anlamda Blossoms Shanghai’ı sinema yolculuğunuzda zamansal olarak nasıl bir yerde görüyorsunuz?
Hayatta yaşadığım her şey beni bu noktaya ulaştırdı. Şanghay’dan çocukken ayrıldım ama şehir beni hiç terk etmedi. Filmlerim her zaman muhafaza etme ve kazma eylemiydi. Gençliğimin Hong Kong’unu yeniden yarattım, şimdi de nihayet en eski anılarımdaki Şanghay’ı yeniden inşa ettim. İnsanın memleketinin kokusunu kazıp çıkarması için sabra ve bir ömürden damıtılmış bakış açısına ihtiyacı var. Blossoms Shanghai, kökenlerimle yapmayı uzun süre sabırla beklediğim o sohbet işte.
