Yerelleşen Dr. House: Hekimoğlu

 Yerelleşen Dr. House: Hekimoğlu

Farklı kültürlerin sinema, televizyon projeleri ya da roman, hikâye gibi görsel ya da yazılı metinlerini uyarlamak zor ve maharet gerektiren bir süreçtir diyebiliriz. Hele de uyarlanacak metin ait olduğu kültüre ait ince detaylar, sosyokültürel/politik/ekonomik arka planlar ve o kültürün normları içerisinde kabulü daha kolay olan “aykırı” karakterler içeriyorsa.

Aslında bugüne kadar televizyonda prime time izlenme dilimi için pek çok uyarlama yapıldı ve kimileri iyi izlenme oranları almayı da başardı. Hepsini tek tek saymak zor olsa da ilk akla gelenler arasında örneğin önceki yıllardan Galip Derviş ve Umutsuz Ev Kadınlarını, bu sezon yayına başlayan Mucize Doktor’u ve geçen sezonun çok başarılı projesi Avlu’yu sayabiliriz.

Yine bu sezon Kanal D’de yayına başlayan Hekimoğlu da uzun yıllar tüm dünyada büyük ilgiyle izlenip sadece Dr. House karakteriyle değil, neredeyse tüm karakterleri, “Three Stories,” “House vs God” gibi pek çok bölümü hatta replikleri fenomen olmuş ve Batı kültürüne has bir bağlamdan geldiği için bu anlamda adapte edilmesi riskli ve zor olabilecek House M.D dizisinden doğrudan uyarlanmasına rağmen doğru ve başarılı yapılmış bir proje olarak karşımıza çıkıyor.

Öncelikle tarzı, tavrı, hayata bakış açısı ve elindeki bastonuna kadar izleyicilerin zihninde iz bırakmış, sadece aykırı bir karakter değil, bir antikahraman da olan Dr. House karakterini ülkemizde ekrana taşıyabilecek belki de sınırlı sayıdaki oyuncudan birisi olan Timuçin Esen’in karakterin yerelleşerek seyirciyi yakalayabilmesinde payını ve hakkını teslim etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Aslında ekran geçmişimiz bu tip antikahramanlara çok da uzak değil. Doğru bir proje ve doğru oyunculuk ve yorumla birleşince antikahraman, seyircide karşılığını bulabiliyor. Örnek olarak hem tamamen yerli ve bizden olup hem de dizi tarihimizde belki de en sevilen antikahraman olan ve Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculuğuyla unutulmaz Behzat Ç.’yi anmam herhalde abartılı olmaz.

Hekimoğlu’nda ise Timuçin Esen karizması ve oyunculuğuyla Ateş Hekimoğlu’nu şu ana kadar biraz huysuz, biraz sert, fazla açık sözlü, hafif bencil, hafif sinirli ve zaman zaman ilgisiz görünse de özellikle hastalarına ve çevresine karşı aslında aşırı detaycılığıyla ilgili ve izlerken yakınlık duyulabilen bir yorumla sunuyor bizlere.

Timuçin Esen’le birlikte Okan Yalabık ve Ebru Özkan oyunculukları ve ekran karizmalarıyla hem Ateş, Orhan ve İpek üçlüsünün ortaya çıkmasında hem de genç uzman doktorların hocaları olarak diziye güçlü bir destek sağlarken Avlu’da müthiş bir iş çıkaran yönetmen Hülya Gezer’le de senaryonun ekrana görsel olarak doğru şekilde taşınmasını sağlayan bir güç dengesi kuruyorlar.

Elbette hem oyuncuların karakterleri yorumlayabilmelerini ve başarılı performanslar ortaya çıkarabilmesini mümkün kılan hem de dizinin en baştan güçlü bir yapı kurabilmesini sağlayan senaryosu Hekimoğlu’nun başarısının arkasındaki en önemli etmen.

Hekimoğlu; köşeleri oldukça sert, sarkastik, ateist, ağrı kesici bağımlısı ve bir parçası olduğu tıp bilimiyle pozitif bilimler düşünce sistematiğinin sıkı bir temsilcisi olan Dr. House’un hikâyesini yerel motiflerden destek alarak, izleyicilerin adapte olmasını kolaylaştırabilecek detaylarla sunuyor. Neredeyse geleneksel içeceğimiz olan çay, domatessiz tantuni takıntısı, deniz kenarında sokak kedilerini beslemek ve halis çam ballı nineden kalma romatizma merhemi tavsiyeleri gibi detaylar, sıradan ayrıntılar gibi dursa da aslında Hekimoğlu’nun hikâyesine eklenirken karakteri yakınlık duyulabilir hale getiriyor.

Hekimoğlu’nun ekibinden iki genç doktor Mehmet Ali ve Emre üzerinden de Dolapdere-hırçın, haşarı mahalle çocuğu ve Nişantaşı-zengin mahallelilik olarak şu ana kadar çok keskin hissettirilmeyen bir sosyoekonomik ayrışma düzenlenmiş. İpek, zarif ama hastanede yönetim gücünün kimde olduğunu erkekleşmeden hissettiren bir otoriterlikle bazen de Ateş’e tatlı sert imalarıyla ve Ateş’le aralarında geliştirdikleri belli belirsiz flörtöz atışmalarıyla karşımıza çıkıyor. Zeynep’e de hasta yakınlarıyla ekstra ilgili bir doktor kimliği vurgulanmış.

Bununla birlikte Hekimoğlu’nun daha mantıklı, makul, sakin tavırlı ve en önemlisi tek dostu Orhan’ın ifadesiyle, “tam bir pislik” oluşuysa şu an için hastaların teşhis ve tedavi sürecinde kendine has yöntemler ve gerektiğinde gizlice DNA testi yaptırmak gibi çözümler kullanarak kuralları hastalar için hiçe saymasıyla öne çıkarılıyor. Bu haliyle de sürekli poliklinikten kaçmaya çalışması, her fırsatta kafeterya televizyonundan ya da gizlice sızdığı İpek’in odasından dizisini seyretmeye koşması, İpek’in odasına sızabilmek için Muzo’yu öne sürmesi, kendi odasına televizyon almak istemesi de yaratılan yakınlık hissine dahil edilebiliyor. Hatta Muzo karakteri de aşina olduğumuz, tanıdık bir tipleme olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bunların yanında ilerleyen bölümlerde Hekimoğlu’nu Hekimoğlu yapan Housevari köşelerini ve diğer doktorların beyaz önlükleriyle olduğu hastane koridorlarında kendine has giyimi ve sırt çantasıyla bile kurallar ve sistem içindeki aykırılığını ve bunlarla kavgasını her şeyden önce görüntüsüyle ortaya koyan antikahramanlığının öncesini, sonrasını ya da detaylarını belki daha fazla tanıma şansımız da olabilecektir.

Sonuçta, kaynağı Batı kültürü olan ve uyarlanması kolay olmayabilecek bir antikahramanı ve hikâyeyi senaryo, anlatım tonu ve dili ve oyunculuklarıyla başarılı şekilde yerelleştirilen bir uyarlama var elimizde. Buradan yola çıkarak da geçen sezonun Ufak Tefek Cinayetler ve Avlu gibi iki özel projesinden sonra şimdi de Hekimoğlu gibi çalışmaların reyting telaşında ne yazık ki artık ezber hale gelmiş formüllere sıkışıp kalan prime time projeler açısından kıymetli nefes araları ortaya çıkardığını düşünüyorum.

*Yazı: Ayşegül Gündoğdu, (Dr., Öğr. Gör. Dokuz Eylül Üniversitesi/Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü)

Benzer İçerikler