YOU’RE THE WORST: Aşk… Ama nasıl?

 YOU’RE THE WORST: Aşk… Ama nasıl?

Onur Bayrakçeken’in GAİN’de yayınlanan You’re The Worst dizisi için yazdığı bu inceleme yazısı Episode Dergi’nin 29. sayısında yayınlanmıştır.

Komedi filmleri ve dizileriyle ilişkim hep fırtınalı oldu. Avrupa Yakası’nı çok severdim, yabancı sitcomlardan da That’s ‘70s Show’u… Bununla beraber Friends’in adını bile duymaya tahammül edemiyorum. The Blues Brothers filmine taparım, belki otuz kez izlemişimdir; mamafih aynı şeyi herhangi bir Adam Sandler filmi için söyleyemem. Son birkaç ayda ise komedi ihtiyacımı GAİN koleksiyonundaki birkaç diziyle giderdim. Gibi’ye bayıldım, Orta! Kafa! Aşk!’ı da çok sevdim. Ne var ki uzun zamandır (tam geçen yıl The Good Place’i izlediğimden beri) canım hiçbir yabancı komedi dizisini izlemek istemedi. Nihayet bir hafta önce, yine GAİN’de izleyicilerle buluşan, aslen 2014-2019 yılları arasında beş sezon FX’te yayınlanan You’re The Worst ile şeytanın bacağını kırdım.

Orange Is The New Black’in yapımcılarından Stephen Falk’un yaratıcılığını üstlendiği You’re The Worst, ince esprileri ve karakterlerinin absürtlüğüyle fena halde matrak bir dizi. Üstelik hem matrak hem de türünün ötesinde başarılı bir iş: İyi yazılmış, iyi oynanmış ve iyi çekilmiş. Güldürürken düşündürmek lafını sevmem, You’re The Worst’ün de yaptığı tam olarak bu değil ama dizi, modern ilişkileri ve modern dünyanın birey üzerindeki yıkıcı etkisini kara mizah üslubuyla anlatma işini çok iyi kotarıyor. Yani You’re The Worst çıtır çerez komedilerden değil. Onun herhangi bir bölümünü izledikten sonra hatırınızda yalnızca espriler kalmıyor.  

Peki, bu dizi ne anlatıyor? 

You’re The Worst: Jimmy ile Gretchen’in tuhaf ilişkisi

Başrollerini Chris Geere, Aya Cash, Desmin Borges ve Kether Donohue’nun üstlendiği You’re The Worst dizisi, Jimmy (Geere) isimli pek okunmayan bir yazarla Gretchen (Cash) isimli PR’cı bir kadın arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Jimmy ile Gretchen, Jimmy’nin eski sevgilisinin nikâhında tanışıyorlar. Jimmy, nikâha biraz inadına geliyor ve bütün patavatsızlığını eski sevgilisiyle yeni eşinin önünde sergileyince nikâhın kıyıldığı kiliseden atılıyor. Sonra kilisenin kapısında bir sigara yakıyor. Sigarasını içerken yanına Gretchen geliyor. Başta Jimmy ona yüz vermiyor, hatta Gretchen’in sigara isteğini bile bir paket sigaranın fiyatından dem vurarak tersliyor. Sonra Gretchen’in pek sıradan biri olmadığı ortaya çıkıyor. Ne zaman? Çiçeği burnunda çifte gelen hediyelerden birini çaldığı anlaşıldığı zaman! 

Böylece Jimmy ile Gretchen arasında tuhaf bir elektriklenme hasıl oluyor ve gece, Jimmy’nin yatağında bitiyor. Ne var ki işler bundan sonra biraz karışıyor çünkü Jimmy’nin (en azından başta) kimseyle sevgili olmaya niyeti yok. Sevişmeyi çok seven, sevişemediğinde ise (sevgilisi yanında bile olsa!) hemen mastürbasyon yapmaya koyulan bu vurdumduymaz adam geceyi birlikte geçirdiği kişiyi sabah yanında görmek istemiyor. Gretchen bunu başta sorun etmeyecek gibi görünse de Jimmy’nin uslanmaz patavatsızlığıyla biraz gururu kırılıyor. Üstelik ister istemez Jimmy’ye gönlünü de kaptırıyor. Jimmy’nin de durumu, her ne kadar itiraf etmek istemese de, aslında farklı değil. Bunu kafasına dank ettiren de ev arkadaşı, tek dostu Edgar (Borges). Böylece Edgar’ın da çabalarıyla Jimmy bir şekilde kabuğunu kırıyor ve Gretchen ile Jimmy arasında bir ilişki başlıyor; tuhaf bir aşk ilişkisi! 

Komedi, karakterlerin kişiliğinde gizli

Bu ilişkinin tuhaflığının en büyük müsebbibi tabii ki Jimmy ya da eski sevgilisi ve sonradan Gretchen dahil birçoklarının dediği gibi, “You’re the worst” Jimmy. Yani “Sen en kötüsüsün!” Zaten diziyi matrak kılan da Jimmy’nin en kötüsü olmasından başka bir şey değil. Jimmy gerçek bir kaybeden. Kitabı hiç satmıyor; yerel kitapçıya gidip kitabını ön raflara taşımak istediğindeyse kitapçının patronu Jimmy’yi dükkândan kovuyor çünkü Jimmy, onunla da yatmış ve bütün patavatsızlıklarını ona da sergilemiş! Kadının kalbini fena halde kırmış ki kalp kırmakta Jimmy’nin üstüne yok. Yalnız Jimmy biraz narsisist bir kaybeden…

Gretchen ise hafifmeşrep bir kadın ama bir taraftan da duygusal bir boşlukta. İşi dolayısıyla da yoğun stres altında. Yakın dostu Lindsay’in (Donohue) çok sıkıcı bir evliliği var ve onunki gibi bir ilişki asla istemiyor. Ne var ki Jimmy kadar narsisist, bencil, patavatsız bir adamla ilişki kurması da kolay olmuyor. Ama öyle cüretkâr bir kadın ki tanışıp ilk tartışmalarını yaşadıklarında Jimmy’nin evini hışımla terk ederken Jimmy’nin arabasını da “ödünç” alıveriyor… Üstelik ehliyeti de yok. Sanırım onun bu tavrı Jimmy’yi biraz etkiliyor. Bir de Gretchen’in çok güzel ayakları var ve Jimmy iflah olmaz bir ayak fetişisti! 

You’re The Worst, komedisini büyük ölçüde bu iki karakterin absürt hareketlerine, birbiriyle bazen çok zıt bazen çok benzer kişilik özelliklerine ve toplumun geri kalanıyla uyuşmakta yaşadıkları zorluklara dayandırıyor. Bu da diziyi iyi espri üretememe riskinden beş sezon boyunca koruyor. Jimmy ve Gretchen ikilisi espri üretmeye gerek olmayacak kadar komik zaten! 

Bir de komedisinin karakterlere dayanması You’re The Worst’ün Amerikan kültürüne mahsus esprilerle örülü olmamasını sağlıyor. Modern yaşamın ve şehir hayatının olduğu her yerde Jimmy ve Gretchen’ler vardır. Dizide ister istemez popüler kültüre göndermeler yok değil ama You’re The Worst, izleyenlere evrensel bir güldürü sunuyor. 

You’re The Worst’ün en büyük marifetlerinden biri ise Jimmy’nin ve Gretchen’in kişiliklerinden kaynaklanan komiği modern yaşama ve aşk ilişkilerine dair incelikli, başarılı bir hikâyeye yedirebilmesi. You’re The Worst, dramatik yapıyla komedi arasındaki dengeyi ustalıkla kuruyor; hatta ikisini yeknesak sunuyor ki bu, kara mizah türünün olmazsa olmazlarındandır. Tabii bu marifette aslan payı dizinin yaratıcısına ait. Alkışlar Stephen Falk’a! 

Modern hayat, modern ilişkiler, modern dertler

Dizinin ilk sezonunda Jimmy ile Gretchen’in ilişkisi gelişirken özellikle ilerleyen sezonlarda dizi başka meselelere de değiniyor. Bu meseleler arasında klinik depresyon ve bunun ilişkiler üzerindeki etkileri de var. Zaten Jimmy’nin ev arkadaşı Edgar da Irak savaşında yer almış, posttravmatik stres bozukluğu yaşayan bir asker. Yani onun üzerinden de modern insanın en büyük dertlerinden birini, psikolojik bozuklukları ve bunların insan ilişkileri üzerine etkisini açıkça görüyoruz. 

Başkarakterlerimiz Jimmy ile Gretchen’in de sorunlarının temelinde, yukarıda değindiğim gibi, modern hayat ve toplum var. Jimmy, hayatını yazarlıktan kazanmak isteyen biri ama yazdıkları para etmiyor. Onun en büyük hayal kırıklığı bu. Gretchen’in işinin büyük bir parçası ise ünlülerin arkasını toplamak; haliyle her günü stres içinde geçiyor. Gerçi hemen her zaman inatçılığı ve yırtıklığıyla bir şekilde çözüm üretiyor ama arzuladığı yaşam bu değil. 

You’re The Worst, gerek yan karakterleri gerekse başkarakterleri üzerinden modern hayatın modern birey üzerindeki etkisini iyi işliyor. Bu bakımdan dizinin bir dram yükü de var. Anlayacağınız You’re The Worst, tıpkı bir The Good Place gibi, salt komedinin ötesine geçiyor. 

Oyunculuklar pek şahane

İyi yazılmış bir hikâye, iyi yazılmış karakterler… Bir de iyi oyuncular tarafından oynandı mı tadından yenmiyor. You’re The Worst de tadından yenmiyor çünkü başta Chris Geere ve Aya Cash olmak üzere tüm oyuncular şahane iş çıkarıyor. 

Chris Geere, tipi ve mimikleriyle Jimmy karakterini senaryodan alıp bir vücuda taşıyor. Öyle taşıyor ki insanın etrafta Jimmy arayası geliyor; o Jimmy’yi ararken de Chris Geere’ye benzeyen birilerine bakıyorsunuz. Zaten bu performansıyla Chris Geere, Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’nde En İyi Erkek Komedi Oyuncusu dalında dört defa adaylık da alıyor.

Aynı ödüllerde Gretchen’i canlandıran Aya Cash’in de adaylığı var. Nitekim The Boys dizisiyle de dikkat çeken Aya Cash, Chris Geere’den daha az şahane performans sergilemiyor. 

Bu iki başrolün sergiledikleri performans bana The Good Place’te Kristen Bell ile William Jackson Harper’ın sergiledikleri performansı hatırlatıyor. Benzer şekilde onlar da absürt bir ilişkiyi öyle sahici yansıtmışlardı ki neredeyse tek başlarına diziyi birkaç kademe yukarı taşımışlardı. You’re The Worst’te de biz, Chris Geere ile Aya Cash’in karakterlerini çok iyi taşımaları sayesinde Jimmy ile Gretchen’in yer yer çok absürtleşen ilişkilerini izlerken bu ilişkinin sahiciliğinden hiç şüphe duymuyoruz. 

Son söz yerine

Toparlamak gerekirse You’re The Worst yer yer absürt, tuhaf ama toplumla kurdukları ilişki bakımından modern yaşamın evrensel özelliklerini taşıyan iki âşığın eğlenceli hikâyesini anlatıyor. Bunu da son derece sahici, bir o kadar samimi şekilde ve hikâyenin komedi-dram dengesini bozmadan yapabiliyor. İnsan beş sezon izlemeye niyetli olduğu bir diziden başka ne ister ki? 

Siz de You’re The Worst’ü izlemeye niyetliyseniz çok tereddüt etmeyin, başlayın; keyifli bir serüvenle karşılaşacaksınız. Şimdiden iyi seyirler!

Benzer İçerikler