Episode Dergi Temmuz sayısında Yasemin Şefik, kapağımıza konuk olan TOD Studios imzalı Baş Başa‘nın oyuncularından Devrim Yakut ile konuştu.
Usta oyuncu Devrim Yakut, Baş Başa’nın sıcak ve sahici dünyasını, teknolojinin insan ilişkilerine etkisini ve oyunculukta en büyük rehberinin neden “anlamak” olduğunu anlatıyor. Yazarlıktan dijital dünyaya, sahneden hayata uzanan samimi sohbetinde mesleğe ve yaşama dair güçlü bakış açısını paylaşıyor.
Baş Başa senaryosu size ilk geldiğinde sizi en çok etkileyen ne oldu? Bu projeye evet deme sebebiniz neydi?
Senaryo bana ilk geldiğinde önce sıcaklığından çok etkilendim. ”Teknolojinin geldiği nokta, sıradan ve tipik bir Türk ailesinde nasıl kullanılıyor”un cevabıydı adeta. Senaryoda yoğun çatışmalar vardı doğal olarak ama silahlı çatışma yoktu. Sıcacık ve bizdendi. En önemlisi de süresi çok kısaydı. 🙂 Süreler büyük sorun…
TOD’un iç yapımlarından birinde yer almak sizin için ne ifade ediyor? Dijital platformların oyunculara farklı bir alan açtığını düşünüyor musunuz?
TOD’la ilk kez çalışıyorum. Süreç harikaydı. Dijital platformlar elbette bize yeni alanlar, yeni nefes yolları açıyor. Ne çekeceğinizi ve süresini önden bilmeniz, ulusal kanallarda artık yer bulamayan ve çok ihtiyaç duyduğumuz özellikle komedi türünün bu platformlarda yer bulabilmesi hepimiz açısından avantaj.
Bu hikâye günümüz insan ilişkilerini ekranlar üzerinden anlatıyor. Sizce teknoloji bizi birbirimize yaklaştırdı mı yoksa yalnızlaştırdı mı?
Teknolojinin geldiği noktanın bizi yalnızlaştırdığı ve özellikle tembelleştirdiği kesin. Kütüphaneye gitmiyoruz, mektup yazmıyoruz, birbirimizi özlemiyoruz artık. Tek tuşla dünya elimizin altında. Bilgiye ulaşmak çok kolay, evet ama “hangi bilgiye” diye sormadan edemiyorum. Evimizden hiç çıkmadan her işimizi halledebildiğimiz bu çağın bizi derin bir yalnızlığa sürüklediği kesin.
Canlandırdığınız karakterde sizi en çok etkileyen duygu neydi?
Sahici bir Türk annesi olması…
Baş Başa’nın izleyiciye bırakmasını istediğiniz en önemli his sizce ne?
Ekranlarda görmeyi çok özlediğimiz samimiyet, içtenlik ve sahicilik. Gerçek bir Türk ailesinin ne yaşanırsa yaşansın hep bir arada ve sevgiyle kalma becerisinin anlatılması.

Bora Tekay ile çalışmak nasıldı? Size oyuncu olarak en çok alan açtığı ya da şaşırttığı an neydi?
Bora Bey’le ilk kez çalıştık. Tanıdığım en sakin, ne istediğini bilen, zarif ve oyuncuya alan açan senarist ve yönetmenlerden. Bazı senaristler (bunu onları anlayan bir yerden söylüyorum) yazdıklarının virgülüne dokunulsun istemezler. Özellikle komedi türünde bu, oyuncunun yaratıcı enerjisini kısıtlayan bir hal alabiliyor. Bora Bey buralarda bize çok alan açtı. Eklemelere, çıkarmalara, doğaçlamalara izin verdi, biz oyuncular senaristin yazdığını ete kemiğe büründüren icracılarız. Tıpkı şarkı söylemek gibi. Notalar aynıdır ama aynı şarkıyı her icracı kendi dilinden söyler. Bir senarist ve yönetmenin bu icraya alan açması işi daha inandırıcı kılıyor. Kendisine teşekkür ediyorum.
Kadroda farklı kuşaklardan çok güçlü oyuncular var. Birlikte oynamaktan en çok keyif aldığınız anlardan biri hangisiydi?
İnanın, her anı çok keyifli bir işti. Benim çok yoğun bir dönemimdi. Tüm ekip beni sarıp sarmalayıp idare etti. Dinlendiğim bir çalışmaydı. Tüm ekibe kalpten teşekkür ederim.
Setten anlatabileceğiniz, hâlâ aklınıza geldikçe gülümsediğiniz bir anı var mı?
Her anı gülümseten bir iş oldu, inanın.
Uzun yıllardır tiyatro, sinema ve televizyon arasında üretmeye devam ediyorsunuz. Sizi hâlâ oyunculukta heyecanlandıran şey ne?
Oyun oynama fikri. Hâlâ bu yaşta oyun kurmaya, oyun arkadaşlarıyla evcilik oynamaya devam etmek. Çok öğretici ve çok eğlenceli.
Bir röportajınızda “Önce anlamayı seçerim,” demiştiniz. Gerçekten anlamakta zorlandığınız bir karakter oldu mu yoksa her karakterin bir kapısını bulabiliyor musunuz?
Rehberiniz “anlamak” olursa mutlaka bir kapı bulursunuz. Önyargı karşısında hemen her kapı kapalıdır. Ama anlamaya çalışmak önce “neden” diye sormaya götürür sizi, doğru sorular da doğru cevaplara… Benim rehberim hep bu oldu.
Oyunculuğunuzun yanı sıra yazıyorsunuz da. Yazmak oyunculuğunuzu, oyunculuk da yazdıklarınızı nasıl besliyor?
Oyuncu denilen varlık neredeyse tüm duyuları açık, dikkatli, gözlemci, yargısız, doğru soruları sorma gayretinde, meraklı bir varlık. En azından ben öyle biliyorum. Oyuncular çok hikâyenin içinde yer aldıklarından iyi de hikâye anlatırlar diye düşünürüm. Ben de onlardan biriydim sadece. Bir cesaret, anlatmak yerine yazmayı seçtim bir ara. İkisi de aynı kaynaktan beslenen harika alanlar diyebilirim.
Sosyal medyada görünür olmayı tercih etmeyen ama takip edilen bir isimsiniz. Dijital dünyayla aranıza bilinçli bir mesafe koyuyor musunuz?
Evet, bu bilinçli bir mesafe. Mesafenin sihir olduğuna ve olası her sorunun çözümü olabileceğine inanırım. Sosyal medyayla mesafe kuramamak insanlığı zıvanadan çıkarıyor. Ben, merkezimde kalmak ve sınırlarımı korumak istiyorum. En önemlisi gerçekle ilişkimin bozulmasına izin vermiyorum. Dijital dünya gerçeklik algısını bozdu ve bu çok tehlikeli geliyor bana. En tuhafı da herkesin teşhirci, herkesin röntgenci olması ve bunun kabul görüp normalleşmesi. Anlamak çok zor benim için. 🙂
Bugün mesleğe yeni başlayan genç oyuncular sizden bir tavsiye istese onlara ilk söyleyeceğiniz cümle ne olur?
Mukayeseden uzak durun. Mukayese bu meslekte ölümcüldür.
Kariyerinize dönüp baktığınızda, “İyi ki yapmışım,” dediğiniz en cesur karar hangisiydi?
İstanbul’a gelme kararım.
Devrim Yakut’u tanımayan biri için, sizi en iyi anlatan şey oynadığınız bir karakter mi olurdu, yazdığınız bir satır mı yoksa sahnede geçirdiğiniz bir an mı? Neden?
Hepsi diye cevap veriyorum. Çünkü bunların hiçbiri benden bağımsız değil. Hepsi benim kendimi ifade aracım. Hayatta bizi en zorlayan alanlar hep ifadeyle ilgili olmuyor mu? Ben bunu çok eğlenceli ve zevkli bir yerden yapıyorum. Ne mutlu bana. 🙂
