Episode Dergi Temmuz sayısında Yasemin Şefik, kapağımıza konuk olan TOD Studios imzalı Baş Başa‘nın oyuncularından Özgün Bayraktar ile konuştu.
Özgün Bayraktar, Baş Başa’da hayatın içinden bir aile hikâyesini ve ekranların ardındaki gerçek duyguları anlatıyor. Hülya karakterinden dijital çağın ilişkilerine, tiyatrodan sosyal medyaya uzanan samimi sohbetinde oyunculuğa dair bakış açısını paylaşıyor.
Baş Başa’da sizi daha çok hangi tarafta izleyeceğiz? Senaryoyu ilk okuduğunuzda sizi en çok etkileyen ne oldu?
Baş Başa dizisinde Melo’nun hayatını, iç dünyasını izleyeceğiz; Hülya karakteri ise ablası olarak Melo’nun kara kutusu diyebilirim, tüm şeffaflığıyla hayatına dair her şeyi paylaştığı yakın arkadaşı aynı zamanda. Senaryoyu okuduğumda beni en çok etkileyen şey dijital dünya içinde, o ekranlara “gerçek” hayatın sığmasıydı. Özellikle benim için çok gerçek, çünkü ben 2009’dan beri Avustralya’da yaşayan ablamla her gün görüntülü görüşüyorum. 🙂 Çok tanıdık bir senaryo benim için.

Canlandırdığınız Hülya karakteriyle tanıştığınızda ona dair aklınızdan geçen ilk cümle neydi?
“Evet, yüksek tahsiller yapmadın ama sen de çok şey başardın bu hayatta Hülo,” derdim. “Hiçbir şey için geç değil! Yürü kızım!”
İzleyici sizi komediyle tanıyor. Drama tarafına geçmek oyuncu olarak size nasıl bir alan açıyor?
Baş Başa dizisi için tamamıyla drama diyemeyiz ancak içinde dramatik unsurların olduğu bir proje, tıpkı hayat gibi. Ben hayatı, mizah kısmını parlatarak yaşıyorum ama dramatik unsurlar elbette var benim hayatımda da. Bir oyuncu olarak her iki notaya da basmak çok güzel bir tecrübe elbette.
TOD gibi dijital bir platform için çekilen projede yer almak size ne hissettirdi? Platform projelerinin oyuncuya daha fazla alan tanıdığını düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Bir kere dijital platformların avantajı kişinin istediği yerde, istediği saatte, istediği tarzı izlemesine olanak sağlaması. Yani özgürlük demek ve çağımızda herkes özgürlüğüne biraz daha düşkün, daha bireysel… Tam bu sebeple dijital platformları çok kıymetli buluyorum çünkü zaman oldukça kısıtlı.
Baş Başa, insanların birbiriyle kurduğu iletişimi ve ilişkileri sorgulayan bir hikâye anlatıyor. Sizce bugün insanlar birbirini gerçekten dinliyor mu yoksa sadece cevap vermek için mi bekliyor?
Buna net bir cevap vermem mümkün değil çünkü bu kişiden kişiye değişir. İnanın, benim de cevap vermek için dinlediğim kişiler oldu ve cevap vermek için beni dinleyen kişiler olduğunu da gözlerinden anlayabiliyorum. Belki genelleyemeyiz ancak az önce bahsettiğim gibi, zaman artık çok hızlı aktığı için dijital çağda kimse birbirini uzun uzun dinlemiyor. Konuşma bitse de hemen sosyal medyada bir şeyler izlesem ya da paylaşsam durumu var maalesef. Yine de telefonları, fotoğraf çekmeyi, sosyal medyayı unuttuğumuz sohbetler ve arkadaşlar hâlâ ve çok şükür var. 🙂
Tiyatro eğitimi almış bir oyuncu olarak bir karakteri inşa etmeye nereden başlıyorsunuz? Metinden mi, duygudan mı, gözlemden mi?
Metinden başlamak diyebiliriz aslında. Öncelikle yazar bu metni neden yazmış, bu karakter bu metinde neye hizmet ediyor? Tabii daha sonra kendi yorumunu katmak, karakteri ayaklandırmak, canlandırmak için cebinde ne varsa kurcalayıp bulmaya çalışıyor oyuncu.
Çekimler boyunca sizi en çok güldüren ya da “Bu anı unutamam,” dediğiniz bir kamera arkası anısı var mı?
Selin’le çok eğlendik, çok güldüğümüz sayısız an oldu. Ama kocamı oynayan sevgili arkadaşım Ünal’ın çekim sırasında beni sandalyeden düşürmesi diyebiliriz hatta bunun videosu var. Elimde korkunç fotoğraflar var çünkü kolum mosmor oldu ve haftalarca öyle gezdim, belgelerle konuşurum. 🙂
Sosyal medyada oldukça doğal ve samimi bir diliniz var. Sizce dijital dünya oyuncular için bir vitrin mi yoksa kendini ifade etmenin başka bir yolu mu?
Öncelikle teşekkür ederim. Ben içimden geldiği gibi, olduğum gibi kullanıyorum açıkçası, herhangi bir filtre yok. Her anlamda yok; ne konuşmalarımda ne yüzümde. 🙂 Ama vitrin olarak kullanan oyuncular da var, bunu da yanlış bulmuyorum. Zira günümüzde yapım şirketleri, yönetmenler bile oyuncu seçerken sosyal medyaya bakıyor, dolayısıyla orada profesyonel görünmek de bir avantaj. Ben beceremiyorum ama canım sağ olsun. 🙂
Kariyeriniz boyunca komedi, tiyatro ve şimdi dijital platform projeleri… Kendinizi oyuncu olarak en çok hangi işin geliştirdiğini düşünüyorsunuz?
Tabii ki hem tiyatro hem kamera önü insanı çok geliştiren, oyunculuğunu şekillendiren alanlar ama bu soruya cevabım asla değişmeyecektir: Tiyatro oyuncunun er meydanı. 🙂 Çünkü orada “kestik” yok, “tekrar çekiyoruz” yok, “montajda düzenleriz” yok. O an seyirci ve oyuncu var, o kadar.
Baş Başa’yı hiç bilmeyen birine tek cümleyle anlatsanız onu izlemeye ikna edecek cümleniz ne olur?
Hani çocukluğumuzda, gençliğimizde sıcacık, tamamen bizden, samimi diziler vardı, hâlâ dilimizden düşmüyor. İşte Baş Başa’da aynı tadı alacağınıza söz veriyorum. Tüm bu dijitalleşen çağda o dünyaya gerçek ilişkileri sığdırmaya çalıştık elimizden geldiğince.
