Episode Dergi Temmuz sayısında Yasemin Yürük, dizilerin verdiği o ev hissini Hepsi 1 ve Friends üzerinden inceliyor.
Televizyon tarihine geçen bazı diziler yalnızca hikâyeleriyle değil, izleyicide bıraktıkları duyguyla da hatırlanır. Kimisi bir dönemin en büyük fenomenine dönüşür, kimisi yıllar sonra bile aynı sıcaklığı hissettirir. Yasemin Yürük, bir yanda dünya çapında kültleşen Friends‘i, diğer yanda Hepsi’nin kendi hayatından izler taşıyan gençlik dizisi Hepsi 1‘i aynı duyguda buluşturuyor: Yıllar geçse de kapısını çalmak istediğimiz o “ev” hissini Episode için yazdı.
Bazen bir diziyi hikâyesi için açmayız. Sadece bize iyi hissettirdiği için açarız. Evde bir şeylerle uğraşırken, gece uyumadan önce ya da zihnimizi biraz olsun dinlendirmek istediğimizde… Kaçıncı kez izlediğimizi bile unuttuğumuz halde yine aynı bölümü açarız. Çünkü bazı yapımların hikâyesinden çok, hissi kalır bizimle.

Benim için Friends tam olarak böyle bir dizi.
Neredeyse her gün mutlaka bir bölüm açarım. Repliklerini ezbere biliyorum ama her seferinde gülüyorum. O altı arkadaşı tekrar görmek, Central Perk’te oturuyor gibi hissetmek, onların birbirine takılışını izlemek bana güvenli bir alan duygusu veriyor. Biraz ev gibi, biraz çocukluk gibi, biraz da dünyanın daha yavaş aktığı zamanlar gibi…
Son zamanlarda Hepsi 1’in yeniden yayınlandığını öğrendim. O günden beri bana gelen mesajlar dikkatimi çekti.
“Çocukluğuma döndüm.”
“Gençliğimi yeniden yaşıyorum.”
“Eskiden sizi izlerdim, şimdi çocuğumla birlikte izliyorum.”
En çok da şu cümle beni etkiledi: “Sizi izlerken eski mutlu günlerimizi hatırlıyoruz.”
Hâlâ bize olan ilgiyi hissetmek gerçekten büyük bir hazine.
Ben o dönem hâlâ okula gidiyordum. Okuldan çıkar çıkmaz sete koşuyor, bazen sabaha kadar çalışıyorduk. Şimdiki gibi çok kameralı, hızlı ilerleyen setler değildi. Tek kamerayla çalışıyorduk. Dört kız, dört erkek… Her sahnenin tek tek çekimi, devamlılığı, tekrarları derken saatler geçiyordu. Çok yorucuydu ama o kadar eğlenirdik ki o yorgunluktan şikâyetçi değildim.
Bugün dönüp baktığımda, sanırım izleyiciye geçen şey tam da buydu. Biz gerçekten orada birlikte olmaktan keyif alıyorduk. Birbirimize destek oluyorduk. Yorulduğumuz zaman yardımcı olurduk birbirimize. Kamera kapandığında sus pus olmaz, kendı goygoyumuza devam ederdik. Belki de bu yüzden o sıcaklık ekrandan karşı tarafa geçti ve hâlâ izleniyor.


Friends’i yıllardır bu kadar özel yapan şey de bence tam olarak bu. Elbette çok komik bir dizi ama onu unutulmaz yapan yalnızca mizahı değil; birbirini tüm kusurlarıyla kabul eden insanların hikâyesi olması. Yanlış yaptıklarında özür dileyebilmeleri, birbirlerine sırt çevirmemeleri, hatalarını kabul etmeleri, farklı karakterlere rağmen aynı masanın etrafında kalabilmeleri…
90’ların ve 2000’lerin televizyonunda böyle bir samimiyet vardı.
Sosyal medya yoktu. Her an birbirimizin hayatını görmüyorduk. Dizilerin büyüsü de biraz buradan geliyordu. Bir hafta boyunca yeni bölümü beklerdik. O eve dönmeyi beklerdik. Ah, bu hafta neler olacak?
Friends’te o ev ve Central Perk neyse Hepsi 1’de de bizim rengârenk evimiz oydu.
İnsanlar sadece yeni bölümü izlemiyordu; o eve misafir olmaya geliyordu.
Belki bugün hâlâ hem Friends hem de Hepsi 1 izlenmeye devam ediyorsa sebebi tam olarak bu.
İnsan bazen sadece evinde hissetmek istiyor.
Ve bazı diziler, yıllar geçse de o hissi vermeye devam ediyor.
Yıllar sonra birinin size, “Sizi izleyince çocukluğumu hatırlıyorum,” demesi, bir dizinin hafızalarda sadece bir yapım olarak değil, hayatın güzel bir dönemine iz bıraktığını gösteriyor.
