Episode Magazine ile hikâyelerimizin dünya yolculuğunu takip ettiğimiz Cannes’da, Episode Talks mikrofonunda yeni projeler, tanıdık yüzler ve bir sonraki hikâyenin heyecanı vardı.
Bir dizinin dünyayı dolaşması tuhaf bir yakınlık yaratıyor. Hiç gitmediğiniz bir şehirde, hiç tanımadığınız biri, sizin her hafta izlediğiniz karaktere sinirleniyor. Aynı sahnede gözleri doluyor. Aranızda binlerce kilometre var ama belli ki aynı yerdeyiz.
MIPCOM boyunca aklım biraz buradaydı.
Cannes’ın ekim güneşi, sahilde uzayan sohbetler, bir toplantıdan diğerine yürürken karşılaşılan tanıdıklar… İstanbul’da bir türlü denk gelemediğim Pınar Deniz’le yürürken Cannes’da karşılaşmak ve buna çok gülmek… Bazen iki insanın takvimini ancak uluslararası bir organizasyon çözebiliyor.
Cannes bu açıdan cömert. Hem çalışmaya hem yaşamaya vakit kalıyor. En azından benim için öyleydi… Episode Talks çekimlerinin arasına denizi de sığdırdım. O kadar güzel havaya yalnızca program çekmek biraz ayıp olurdu 🙂

Katalogda olmayan ihtimaller
MIPCOM’un içinde dolaşırken “fuar” kelimesi yaşananları anlatmaya yetmiyor. Elbette diziler tanıtılıyor, anlaşmalar konuşuluyor. Ama asıl hareket, insanların birbirinin fikrine merak duymasında. Bir sohbetin içinden ortaklık çıkabiliyor, henüz çekilmemiş bir hikâyenin yolu açılabiliyor. Herkesin elinde bir katalog var; aklında da bir sonraki ihtimal.
Episode’un İngilizce edisyonuyla Cannes’da olmak, bu uluslararası hikâye yolculuğunun yalnızca izleyicisi değil, bir parçası olduğumuzu da hatırlattı bana. Üstelik bu yolculuk Cannes’la sınırlı değil. Episode Magazine; MIP Cancun’dan Dubai International Content Market’a, Miami’deki Content Americas ve NATPE Global’den NEM Dubrovnik’e, ATF Singapur’dan Lille’deki Series Mania’ya uzanan bir takvimi takip ediyor.
Basılı özel sayıları, medya ortaklıkları, Türkiye’den ve dünyadan markalarla kurduğu iş birlikleriyle uluslararası sektör yayınları arasında kendine güçlü bir yer açıyor. Farklı ülkelerden yapımcıların, dağıtımcıların ve global markaların da birlikte çalıştığı bu yayının parçası olmak ayrıca güzel. Bizim hikâyeler dünyayı dolaşırken onları anlatan sayfaların da aynı masalarda elden ele gezmesi gurur veriyor.

Mikrofon açık, sohbet uzun
Türk oyunculara yönelik ilgi de bu merakın canlı tarafı.
Pınar Deniz, Selahattin Paşalı ve Ömür Atay’la Şapkacı Kadınlar’ı; Burak Özçivit’le Güneşin Doğduğu Yer’i ve Türk yapımlarının dünyadaki karşılığını konuştuk. Altı Üstü İstanbul’un oyuncuları Rahimcan Kapkap ve Elçin Zehra İrem’le buluşup sohbet ettik.
TİMSBİ’nin kurucu ortağı ve CEO’su Burak Sağyaşar’la yeni projelerinden Prime Video için hazırladıkları Eşref Tek’e uzanan bir sohbet yaptık. Acun Ilıcalı’yı da Episode Talks’ta konuk ettim. Cannes’daki çekimlerimizden birini de onunla gerçekleştirdik. Shine Medya’dan Adil Sentekin ve Timuçin Güner ile program formatlarını konuştuk.

Ayrıca İnter Medya’dan Hasret Özcan ve Videomite’tan Milena Djuricic ile çok önemli bölümler çektik.
Hepsini yayınlayacağız. Kameralar kapanınca devam eden konuşmalar da düşünülürse birkaç bölüm daha çıkar aslında.
Gelecek sezon biraz farklı
MIPCOM’da dikey dizi Konu Komşu’nun ekibiyle de tam kadro buluştum. Bir yanda uzun soluklu dizilerin dünya yolculuğu konuşulurken diğer yanda telefon ekranına sığan hikâyeler vardı. Ekran küçülüyor, anlatacaklarımız eksilmiyor.
Bir de yapay zekayla açılan kocaman bir içerik dünyası vardı karşımda. Gördüklerim, gelecekte ne izleyeceğimiz kadar hikâyelerin nasıl üretileceğini de merak ettirdi. Sanırım içerik dünyasının gelecek sezonları alıştığımızdan epey farklı olacak. Biz daha dikey ekrana alışırken gelecek birkaç yeni fikirle kapıya dayanmış bile.

Aile meselesi, hem de Dublaj 🙂
Bizim hikâyelerdeki duygu başka hayatlara kolayca karışabiliyor. İstanbul’daki bir aile sofrasının gerilimini Madrid’de biri tanıyor. Lizbon’da bir seyirci o suskunluğun sebebini biliyor. Buenos Aires’te başka biri, karakterin yanlış kişiye âşık olduğunu bizden önce fark etmiş olabilir. Aşk, aile, kırgınlık… Altyazıyla ya da dublajla anlaşabiliyoruz. Zaten bazen aynı dili konuşurken anlaşmak daha zor.
Bu yolculukta uluslararası dağıtım şirketlerinin emeği büyük.
ATV Distribution’ın akşam yemeğinde, Calinos Entertainment, Eccho Rights ve Global Agency’nin partilerinde; Inter Medya, OGM Universe, Kanal D International, TRT Sales ve Acun Medya’nın stantlarında sunuma ve ağırlamaya gösterilen özen dikkatimi çekti. Düşünülmüş bir ayrıntının, doğru anlatılmış bir projenin etkisi var. Üstelik bir yapımın uyandırdığı merak, diğerine de yer açıyor.

Düet güzel de partner değişirse?
İzzet Pinto’nun Global Agency ile tanıttığı yeni yarışma formatı The Greatest Duo’yu da Cannes’daki Olympia Sineması’nda ilk kez izledim. Müzikle ilişkileri aynı sahneye taşıyan formatta, birlikte şarkı söyleyen ikililer yarışırken partner değiştirme ihtimali de devreye giriyor. Yani seslerin uyumu kadar, o uyum bozulunca ne olacağı da merak konusu. Birlikte başladığın yola başka biriyle devam etme seçeneği gelince şarkının sözleri biraz daha anlam kazanıyor tabii.
Cannes’da da kahve tuzlu
Konuştuğum yerli ve yabancı isimlerden Tuzlu Kahve’yi duymak hoş bir sürprizdi. Polat Yağcı’ya da yazdım: “Vallahi burada konuşuluyorsunuz.” Bence dizinin kısa videolarda çalışan güçlü bir ritmi var. Sekanslar kendi içinde merak yaratıyor; bir sahne diğerini aratıyor. Dikey anlatı açısından karşılığı ayrıca konuşulmalı.
Yeni işler tanıtılırken Kara Para Aşk gibi geçmiş yapımların hâlâ ilgi görmesi de güzel. Bizim finalini bildiğimiz bir hikâyenin bir yerlerde hâlâ ilk heyecanı yaşanıyor.
Cannes’da aklımda kalan biraz da buydu: Biz dönüp yeni hikâyelere bakarken eskiler de yoluna devam ediyor. Bazı aşklar, bittikten sonra bile epey ülke geziyor.
MIPCOM 2026’da Türk Dizileri ve İçerik Dünyasının Nabzı
