Röportaj | Hong Chau & Louis Gossett Jr.

 Röportaj | Hong Chau & Louis Gossett Jr.

HBO yapımı “Watchmen” dizisinde Lady Trieu karakterini canlandıran Hong Chau ve Will Reeves karakterini canlandıran Louis Gosset Jr. ile konuştuk.*

Bu projeye dahil olmadan önce Watchmen’in orijinal çizgi romanına ne kadar aşinaydınız?
HC: Diziye katılmadan veya Damon ile tanışmadan önce Watchmen hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bana tüm çizgi romanı o anlattı ki bu bir anda aklımda tutabileceğimden fazlasıydı. Ama daha sonra eserle ilgili kendi yorumunu, ne yapmak istediğini ve benim karakterim Lady Trieu’nun buna nasıl uyacağını anlattı. Bu, Uzakdoğulu bir aktör olarak, neden ben ve neden buradayım konusunda bana çok yardımcı oldu çünkü sadece çeşitlilik olsun diye bir Uzakdoğulu karakter olarak kullanılmak istemezdim.

Lady Trieu, bu hikâyede organik çünkü çizgi romanın büyük bir kısmı Vietman’da geçiyor ve Damon Lindelof’un adaptasyonunun bütünsel bir parçası, bu da neden olduğu konusunda bir anlam kazanıyor. Fakat ilk buluşmada hâlâ ne yapacağımızı tam bilmiyordum çünkü çok fazla soyut bilgi vardı. Söylediklerinin %75’ini anladığımı sandım ama ancak ilk dört bölümün senaryosunu okuduktan sonra bu soyut fikirler durulmaya ve hikâyesi, dünyası ve tonu hakkında net bir şekil oluşmaya başladı.

Eğer sadece çok zeki bir hikâyeye hizmet ediyor olsaydı, bu şovun yapımına bu kadar kapılmazdım. Çok akıllıca, büyük fikirler ve güçlü görsellerle dolu, çok cüretkâr. Tamamen gri bir alanda var olmaya korkmadığı ve izleyiciye -sadece izleyici de değil, biz oyunculara da- karakterler hakkında kendi fikirlerimizi ve düşüncelerimizi önermemize izin verdiği için Damon Lindelof’u takdir ettim.

LGJ: Katılıyorum. Afro-Amerikan aktörle ilgili insanların anladığına emin olmadığım kesin bir şey var. Yaşadığımız zihniyeti kullanmak yerine, başka bir zihniyetten gelen, nasıl konuştuğumuz ve ne düşündüğümüzle ilgili –Roots gibi- konuyla ilgili bir sürü hikâye var. Bunlar bize nasıl konuşacağımızı, nasıl görüneceğimizi ve hikâyemizi anlatırken nasıl davranacağımızı söylüyor. Yani ben de bu değişimin bir parçasıyım ve anladım ki değişim beni hasta etmeye başladı. Baş ağrıları nedeniyle birkaç gün izin almak zorunda kaldım. Birkaç arkadaşım da öyle ve sonra ne olduğunu anladık. Biz sahici değiliz. Bu yüzden kameraya karşı, müdahale edilmeden aklımızdakileri konuşurken Roots’un üç anlamı vardı ve bu, Roots’a kadar tüm var olan televizyon şovları ve filmler için sembolikti.

Sahne kararır, sahne açılır ve bu hanımefendi, ben ve Jeremy gibi insanlara sahici olabilmemiz adına güvenerek karakterin taslağını veren Damon’un dehası ile işte Watchmen karşınızda. Aynı zamanda bizim kim olduğumuz ve ne düşündüğümüzle ilgili değişimlere karşı da açık. Artık kendime Afro-Amerikan yerine Amerikan-Afro diyorum ki düşündüğümü açıkça söyleyebileyim ve ırksal toplumdaki dışlanmam beni incitmesin. Damon, bana ve ona güvenerek bir şey yazdı.

“Faşizm, yeni bir oluşum değil. Görünürde uzun zamandır saklanıyor, onunla uğraşmadık ve tuhaf yollarla ortaya çıkıyor.”

Yani bu karakterlerin size ait olması için fazlasıyla özgürlük veriyor?
LGJ: Evet ve değişmek istiyor. Bu, bir nefes temiz hava.

HC: İlk görüşmemizde ona sordum, “Lady Trieu’nun nasıl göründüğüyle ilgili bir fikrin var mı?” O da bana, “Hayır, ben senin ona ne katacağınla ilgileniyorum. Aklımda bir şey yok,” dedi. Bu yüzden şovumuzun harika kostüm tasarımcısı Meghan Kasperlik ile çalışırken bu, benim için gerçek bir işbirliği oldu çünkü kostümlerim kendimi nasıl taşıdığım konusunda bana fikir verdi ve saçımı, makyajımı ve konuşma tarzımı bile değiştirdi. Hepsine bayıldım.

Her ikinizin karakteri de diğer karakterlere nazaran hikâyeye miras, geçmiş düşünceleri, emperyalizm darbesi ve müdahale ile daha bağlantılı gibi görünüyor. Karakterlerinizin bu fikirlerle nasıl bağlantılı olduğunu anlatır mısınız?

LGJ: Benim için aynı şeyi yapmaları adına onları izleyen insanların bir emaresiydi, bu zamana kadar. Bugün ne yapacağına karar ver. Bazı olumsuzlukların sonucu olarak artık yapmak zorunda değilsin. Şu eski Johnny Mercer şarkısında dediği gibi, olumluyu kabul et ve olumsuzu ortadan kaldır. Devamlılığımız için. Ortak devamlılığımız.

HC: Miras ilginç bir fikir çünkü bana ileri görüşlü gibi geliyor ve Lady Trieu, her ne kadar ileri görüşlü ve inovatif olsa da annesine verdiği bir söz nedeniyle geçmişe bağlı ve yükünü çektiği kendi çevresine ördüğü duvarların içinde yaşıyor. Aynı zamanda bununla ilgili insani ve tatlı bir şey de var çünkü ne kadar başarılı veya güçlü veya büyük olsa da bu kadın hâlâ nostaljik biri ve artık onunla birlikte olmayan annesinin yasını tutuyor.

LGJ: Biraz heyecanlıyım. Damon umarım ikimizi de alır.

HC: İkinci sezondan bahsediyor. Herkese, “Evet, Game of Thrones’un yerini alacak dizi bizimki olacak,” diyor. Dizide sahip olduğumuz şeyi seviyorum, sen, Jeremy ve diğerleri ama özellikle sen çünkü birinin fiziksel olarak senin yüzüne bakıp da Amerika’nın geçmişini anımsamayacağını düşünemiyorum bile, sen bunu yaşadın.

Kültürümüz sözkonusu olunca çok kısa süreli bir hafızamız var. 15-20 yıl öncesini hatırlamıyoruz bile ama Lou Gossett Jr’ın yüzüne baktıklarında insanlar, Amerika’da okulların bile ayrılmış olduğu zamanlar olduğunu düşünebilecekler. Faşizm, yeni bir oluşum değil. Görünürde uzun zamandır saklanıyor, onunla uğraşmadık ve tuhaf yollarla ortaya çıkıyor. Ailelerimizde, mahallelerimizde veya okullarda çok anlık bir düzeyde ortaya çıkıyor ama aynı zamanda da geleneksel bir düzeyde.

LGJ: Bu DNA’mızda var.

Beyaz egemenliği belirgin bir biçimde yeniden diriliyor. Ama sizce her zaman oradaydı, uykudaydı ve şimdiki yönetim nedeniyle mi özgür kaldı ya da yakın geçmişte olduğundan daha kuvvetli olduğu anlamına gelen başka bir şey mi var?

HC: Şu an iletişim kurma tarzımız çok hızlı gibi geliyor ve bu, anlamlı yanıtlar vermemize engel oluyor. Anında taraf seçmen veya bir fikrinin olması bekleniyor -bir şey hakkında çok güçlü ve katı bir fikir- anında. Söyleyeceğin şeyler üzerine düşündüğün, bir durumdan uzaklaşıp tekrar döndüğün dönemler olduğunu düşünüyorum ve her şeyin bu kadar yoğun hissedilmesinin sebebi olan en önemli faktör de bunun artık böyle olmayışı.

LGJ: Bunu bu kadar uzun süredir yaptığım için her alanda öğrenmek zorunda olduğum bazı dersler oldu diye düşünüyorum. Bazen reddettim, bazen istemeden geri çektim. Geçmişim ayrı ve yasal değil ama eşit. Kimsenin parasının olmadığı ayrılmış bir mahallede yetiştim; bu yüzden tüm dünyadan farklı insanların yer aldığı bir toplumduk. Her şeyi paylaştık. Eğer birilerine bir yerden beklenmedik bir para gelirse gidip tüm mahalle için yiyecek alırdı. Benim kökenim bu. Bir kez oyunculuğa başlayınca ve tiyatro, film olaylarına girince ülkenin geri kalanı için olmasa da yaratıcı dünyalarda bu da çoğunlukla gerçekti. Bu yüzden, eşit olmamanın DNA’sı yüzünden kendimi ağaçlara filan kelepçelerken buldum. Bunun üstesinden gelmem gerekiyordu, aksi halde kaybolacaktım. Dolayısıyla keman çalmayı öğrendim. Dayandım ve bana,  “O insanları boş ver. Her gece bize gel,” diyen bir grup arkadaşın yardımını her zaman alabildim.

Kısa kesmek gerekirse bu Bass Reeves karakteri gerçek bir karakter. Batının en başarılı polis şefi. O ve Wyatt Earp. Daha gençken onu oynamak isterdim ama yaşlandığında onu oynayacağım. Batıda en iyi polis şefi olma rekoruna sahip ve hiç kimse onun hakkında bir film yapmadı. Bass Reeves. Onu araştırın. Şimdi 105 yaşında. Bir tür sihre sahip. Bu karakterde derin bir polis şefliği var, bu yüzden linçlere etkisi oluyor, hepsini o yapıyor ama bu onun genel kişiliği değil. Ve sanırım Damon ve düşündüğü herhangi biri, ben veya Sidney Poitier veya bir başkası, 105 yaşında bir tekerlekli sandalyede bu karakteri rahatlıkla oynar. Bu yüzden güvenilmek gururumu okşadı. Bu çok büyük bir sorumluluk çünkü kendimden de koymak istediğim kişisel şeyler var.

Biliyorum ki size aktörler olarak karakterlerinizi hiçbir zaman yargılamamanız öğretildi. Bu yüzden karakterinizi oynarken iyi tarafta mı olduğunu düşünüyorsunuz yoksa bunun tartışılır olduğu gerçeğini kabul mü ediyorsunuz?

HC: Lady Trieu, yazıldığı sayfada çok güçlü. Gerçekçi olmak adına veya gerçekçi bir performans sergilemek için bundan sakınmak istemedim. İyi veya kötü, kahraman veya hain olmakla ilgili olarak ise bence hepimizin içinde her iki nitelik de mevcut. İnsanların algıları, aldığımız her bireysel eyleme göre, terazinin bir o tarafa bir bu tarafa inmesi gibi değişiyor. Bu yüzden bu, dakika dakika, bölüm bölüm üzerinde çalıştığımız bir şey.

Watchmen’in birçok soru sorduğunu ve hiçbirinin cevabını vermediğini düşünüyorum ve bu durum her ne kadar insanları kızdıracak olsa da bunu seviyorum. İnsanlar her zaman, “yapmamız gereken bu” veya “bu yanlış” veya “bu işleri yapmanın doğru yolu” türünden gerçekten etkili ifadeler arıyor ve bence bu dizi bunu yapmıyor.

*Episode derginin 17. sayısında yayımlanmıştır.

Benzer İçerikler