Snowpiercer: Tren, Rayına Oturur Mu?

 Snowpiercer: Tren, Rayına Oturur Mu?

Uğur Kurul imzalı bu Snowpiercer incelemesi, Episode’un 21. sayısında yayımlanmıştır.

İlk sezonu, 10 bölüm olarak TNT ve Netflix’te yaynlanan Snowpiercer dizisi, yaz döneminin en çok konuşulan işlerinden oldu. The Platform ve Parasite gibi yapımlarla son dönemde sıkça işlenen kapitalizmi merkezine alıyor. Yeri gelmişken, Parasite filminin HBO platformu için dizi olarak da çekileceğini hatırlatmak isterim.

Snowpiercer, son yılların popüler yönetmenlerinden Oscar ödüllü Bong Joon-ho tarafından çekilmiş filmin dizi versiyonu. Aslında Fransız yazarlar Jacques Lob ve Jean-Marc Rochette tarafından 80’li yıllarda yayımlanan bir çizgi roman.

Ben hem film ve hem de dizi versiyonunu izleme fırsatını yakaladım. Film 15 yıl sonrasını anlatırken dizi 6 yıl sonrasını anlatıyor. Tıpkı romandan uyarlanan filmlerin kitabın etkisini azaltması gibi filmden uyarlanan diziler de benim için filmin etkisini azaltıyor. İlk yedi bölüm boyunca dizideki karakterlere ve hikâyeye odaklanmakta zorlandım. Fakat son üç bölümde heyecanın giderek yükseldiğini kabul etmeliyim.

Dikkat, spoiler içerir!

Bu hayatın bir türlü hali var!

Dizideki dünya, yıllarca süren savaşlardan ve tüketimden dolayı küresel ısınmanın etkisinde kalır. Biliminsanları küresel ısınmaya çözüm olarak küresel soğumaya yol açacak bir projeyi hayata geçirirler. Bu projeye göre, gökyüzüne soğumayı sağlayacak roketler atılır. Bu çılgın proje kısmen başarılı olsa da ilerleyen zamanlarda dünya hızla soğur ve nihayetinde çekirdeğin de donmasıyla gezegen, üzerinde canlı yaşayamayacak hale gelir. Bu sürecin sonunda, dünyanın bu hale gelmesinin de sorumlusu olan zengin insanlar, 1001 vagonlu kar küreyici trene binerler. Çaresiz ve fakir insanlar da bu trenin son vagonunu işgal ederler. Sınıfsal ayrımın keskin bir şekilde anlatıldığı dizide, zenginler 1001 vagonun tüm imkânlarından faydalanırken son vagondaki sıradan fakir insanlar,  açlık ve çeşitli zorluklarla mücadele ederler.

Bu noktaya kadar hikâye açısından film ve dizi arasında paralellik var. Fakat film mekân kullanımı açısından son vagondakilerin yaşamını çok daha iyi yansıtıyor diyebiliriz. Dizide bu anlamda son vagondaki yaşamı çok detaylı göremiyoruz maalesef. Diğer taraftan, 1001 vagonlu trenin diğer vagonlarındaki hayatı dizi, filme göre daha fazla anlatıyor. Ayrıca film bize tüm vagonları zaman içinde sırasıyla gösterirken dizi ilk bölümden neredeyse tüm vagonları görme fırsatı verdi. Bu vagonlar o kadar büyük ki, içlerinde akvaryum ve sauna olan ya da bitkilerin ve ineklerin yetiştirildiği alanlar var. Öyle ki küçük bir dünya bu trenin içine hapsolmuş durumda. 

Snowpiercer’ bize bir taraftan dünyada kurallar ve cezalar olmadan yaşanmayacağı mesajını vermeye çalışıyor gibi

Dizi, vagonun ön bölümünde işlenen bir cinayetle başlıyor. Layton adındaki karakterimiz, en son vagonda yaşayan ve eskiden cinayet büroya mensup bir dedektif. Hikaye, Layton’ın cinayeti çözmek için görev almayı kabul etmesiyle başlıyor. Açıkçası bu cinayet bulmacasının daha detaylı işlenmesini ve bazı sürprizler barındırmasını beklerdim.

Diziye yönelik en önemli eleştiri, dizinin mantıksız olduğu yönünde ama ben izlerken buna takılmadım. Dizinin en iyi yanlarından biri olan Jennifer Connelly’i de es geçmemek lazım. Kendisini özlediğimizden midir bilmiyorum ama ekrana her çıktığında dizinin ritmi de yükseliyordu. Ayrıca söylemeliyim ki, ben diziyi izlerken hep onun tarafındaydım. Sizin de izlerken aynı tavrı göstereceğinizi düşünüyorum. Zira diğer önemli karakter Andre Layton’ı bilerek mi  böyle tutarsız yaptılar bilmiyorum ama o arkadaştan lider falan olmaz.

(Üzgünüm, spoiler geliyor!) Dizide Connelly’nin canlandırdığı Melanie karakteri, treni trenin kurucusu Wilford’un yönettiğine herkesi inandırmış. Fakat dizinin sonlarına doğru treni Melanie’nin yönettiği ortaya çıkıyor. Melanie ‘in tek amacı trendeki yaşamın sürmesi ve düzenin sağlanması. Gerektiğinde bunun için acımasız kararlar bile alabiliyor. Trende Wilford’un olmadığı ve kuralları Melanie’nin koyduğu  ortaya çıktığında, üst ve alt kesim tek bir konuda birleşiyor: Melanie’nin idam edilmesi. Fakat şunu bilmiyorlar ki, düzen olmadığında alt ve üst birbirine girer ve tren zehirlenir…

Snowpiercer bize bir taraftan dünyada kurallar ve cezalar olmadan yaşanmayacağı mesajını vermeye çalışıyor gibi. Zira Melanie ilerleyen bölümlerde sorumluluğu Layton’a verdiğinde, Layton’ın yapmak zorunda olduğu ilk iş, bir vagondaki insanları ölüme terk etmek oluyor. Liderlik kolay iş değil, kardeş! Gücü eline alan insanoğlu alt kesime aynı şeyleri yapmaktan kendini alamıyor. Tren, karmasını bu kısırdöngü içinde yaşıyor.

Gelen gideni aratır mı? Snowpiercer

Sezon finaliyle heyecanın tavan yaptığı dizide, trenin patronunun olaya dahil olmasıyla işler farklı bir boyut kazanıyor. Wilford bir başka trenle Melanie’nin treninine dahil oluyor. Finalde herkesin aklında aynı soru var: Gelen gideni aratır mı? Tren tekrar rayına oturur mu? 

Genel itibarıyla eksikleri olsa da ikinci sezonda karakterleri daha yakından tanımamızla birlikte daha keyifli bir dizi izleyeceğimizi düşünüyorum. Bir de, artık bütün sezonları tek seferde izlemeye alıştığımızdan, ilk sezonu taksit taksit izlemek zor akan ilk beş bölümü daha zor hale getirdi. Bunun sebebi dizinin TNT çıkışlı olması. Sonuç olarak, son üç bölümün hatrına, bu diziyi izlemediyseniz bir şans vermenizi dilerim. 

Benzer İçerikler