WandaVision: Marvel’ın En Kaliteli Çığlığı

     WandaVision: Marvel’ın En Kaliteli Çığlığı

    Marvel’ın dördüncü fazla birlikte çoklu evrenlere yavaştan geçişe başlayacağını artık dünya âlem biliyor. 2008’den bu yana eldeki çizgi roman külliyatını mümkün mertebe çeşitli şekilde kullanan bu oluşum, Disney+ çatısı altında da sinematik evreniyle eşzamanlı bir çizelge oluşturmaya başladı. Keza stüdyonun dizi formatında servis ettiği ilk işi WandaVision da bu adım için kurulan ilk köprü niteliğinde. 

    Disney’in birkaç sene önce Fox’u satın aldıktan sonra X-Men dünyası karakterlerini fazla kenarda bekletmeyeceği apaçık ortadaydı. Dolayısıyla Wanda Maximof kahramanı üzerinden şekillenen WandaVision dizisinde bu oluşuma yönelik ilk girişim gerçekleştirildi. Birleşecek evrenlerin olası etkileri ve getirileri üzerine güzel bir ön izleme niteliği taşıyan dizinin formatından olsa gerek WandaVision’daki atmosferle birlikte ileri projelerin olası tutumlarının etkileri de hemen hissedildi diyebilirim.

    Aslında bu his dördüncü faz açısından en ihtiyaç duyulanı. Zira elde Fox anlaşması sonrasında gökyüzüne ulaşan bir karakter yoğunluğu sözkonusu. Bu durum ilk bakışta kafa karıştırıcı gelebilir fakat yemeğin başında eldeki malzemenin ne şekilde harmanlanması gerektiğini çok iyi bilen bir isim var; Kevin Feige. 

    Külliyatın ilk filmi Iron Man’den tutup da oluşumun en büyük finallerinden Endgame’e kadar her filmi ufak ya da büyük detaylarla kuvvetlendiren bir yol izleyen MCU, yenilenecek çehresi için beslediği girişimini dersine çok iyi bir biçimde çalışarak güçlendireceğe benziyor. Nitekim Wanda’nın Endgame olaylarında ve öncesinde yaşadığı kayıplarla beslediği yasını ekranlara aktaran WandaVision, dördüncü fazın nasıl bir yol izleyeceğinin de önemli bir göstergesi.

    WandaVision

    WandaVision, Marvel çatısı altında kendi evrenini yaratan bir iş. Evren içinde evren ya da bir nevi cep dünya olarak da nitelendirilebilir bu durum fakat doğrudan genel olay akışına etki edecek adımları da var.

    Wanda Maximoff yani Scarlet Witch, Marvel çizgi roman dünyasının en güçlü ve aynı zamanda da en tehlikeli karakterlerinden biridir aslında. Bir düşüncesiyle binlerce alternatif gerçekçilik yaratabilen bu karakter, oluşturduğu dünyalar içinde tüm gezegeni etkileyecek sonuçlara neden olabilecek bir kapasitede. Dolayısıyla fazlar arası geçiş konusunda Wanda’dan beslenme tercihinin nokta atışı olduğu düşüncesindeyim. Hatta öyle kilit bir noktada bulunuyor ki sonrasında gelecek çoğu sinema filmi içerisinde bu karakterin yaptıklarının etkileri hissedilecekmiş gibi bir olay örgüsü sözkonusu. Üstelik WandaVision’ın tamamen sitcom formatında ilerleyip ciddiyeti arka planında yavaş yavaş ortaya çıkardığı atmosferi de stüdyodaki yenilikçi adımların mevcut evren içinde yeşerterek ilerleteceğinin habercisi.

    WandaVision, Marvel çatısı altında kendi evrenini yaratan bir iş. Evren içinde evren ya da bir nevi cep dünya olarak da nitelendirilebilir bu durum fakat doğrudan genel olay akışına etki edecek adımları da var. Yani WandaVision’u izlerken Marvel’ın diğer işlerinde çok olmasa da bu sefer evrenin tam olarak hangi noktasında bulunduğunuzu iyi bilmeniz gerekiyor. Wanda’nın kişiliği ve hayatına etki eden kahramanlar ile olaylar karakterin neyin peşinde olduğuna dair çeşitli ipuçları kazandırabilir çünkü izlerken tam idrak edemeyeceğiniz bir dünya sunuluyor karşımıza. Bu dünyanın merkezinde Wanda’nın kontrolünden çıktığı ruh hali ve en önemlisi de tuttuğu derin yaslar bulunuyor. Bu durum Marvel Sinematik Evreni’nin ilk üç fazındaki adımlarını az çok tahmin edilir kılarken mevcut düzende daha savruk ancak merkez bir bütünlüğe hizmet edeceğinin izleniminde. 

    Hikâyenin ilerleyişi televizyon dünyasının gelişimine adapte olan bir olay örgüsüne bağlı kalıyor. İlk bölümü 1950’lerin Amerikan sitcomlarından beslenen bir atmosfer oluşturan anlatı, diğer bölümlerindeyse 60’lar, 70’ler ve 80’ler televizyon formatına evrilerek şekilleniyor. Tabii aynı esnada farklı MCU filmlerinden aşina olduğumuz bazı yan karakterlerin de dizinin genel yapısını besleyerek oluşan yeni düzenin ön plandaki isimlerinden olmaya başlıyorlar.

    WandaVision içerik açısından özgün değil fakat beslendiği dünyaya uyumu profesyonel. Bu anlatı için en önemli örneklerden biri 1998 yapımı Pleasantville filmidir. İkiz kardeşlerin kendilerini siyah beyaz bir televizyon şovunun içinde bulmalarını konu alan film, gerçek hayattan kopuş ve ekran içindeki hayata adapte olma aşamalarında soyut ile somut kavramlarının niteliğini vurgulamaktaydı. Ve yine Wanda’nın kendisi için tasarladığı televizyon şovu formatındaki bu dünyası gerçeklikten uzaklaşıp kişisel inanışlara bağlı kalmaya yönelik titiz bir anlatıya dönüşüyor. Yani dizi özgün bir stil benimsemese dahi anlattığı konunun detaylarına duyduğu saygı sayesinde Marvel görsel evreninin şimdilik en ilgi çekici işlerinden biri olarak anılacak gibi. 

    WandaVision

    Genelde her süper kahraman filmi karakterin yaşanmışlığı ve yaşayacakları üzerine şekillenir, lakin Wanda için tasarlanan öyküde kahramanımızın yaşadıklarından çok asla yaşayamayacağı bir hayatın parodi anlatımına şahitlik ediliyor.

    Genelde her süper kahraman filmi karakterin yaşanmışlığı ve yaşayacakları üzerine şekillenir, lakin Wanda için tasarlanan öyküde kahramanımızın yaşadıklarından çok asla yaşayamayacağı bir hayatın parodi anlatımına şahitlik ediliyor. Zaten bu yönüyle diri ve külliyat açısından da hayli yenilikçi bir duruşta. Kaybolan birçok şeyi geri getirmeye çalışan bir kadın, asla yaşayamayacağı karton bir hayatı inşa etmeye çalışıyor. Üstelik alışılageldik bol aksiyonlu bir süper kahraman etkileşimden ziyade titiz bir öykü anlatıcılığının gölgesi eşliğinde ilerleyen bir dünya içerisinde.

    Bu dünyanın merkezi Wanda’nın mevcut zaman ve sonraki zaman dilimlerindeki konumuyla da örtüşmekte. Üçüncü fazın sonunda evrenin önemli karakterlerine veda etmiş, gelecek yeni dizilerde ise geri kalanıyla da meseleleri kapatmaya hazırlanıyorduk çünkü. WandaVision ise şu an için yaşanan her gelişmenin üstünün örtülmek zorunda olmayacağının da ilk gösterisi oluyor. Yani ilerleyen senelerde özlediğimiz kahramanlar ya da olay örgülerine farklı bakış açılarıyla geri dönme ihtimalimiz çok yüksek. 

    Her ne kadar bu durum bir nevi kendini tekrar etme olasılığını güçlendirse de çizgi romanlar üzerinden yaratılan geniş evrenlerin muazzamlığının yüzde 40’ından bile beslenilmesi ilgili olasılıkların olumluya dönüşmesini sağlayacaktır, hatta Sony’nin Spider-Man: Into the Spider Verse animasyonu çoklu evrenler arası geçişin ne denli şölene dönüşebileceğinin kanıtı olmuştu. Fakat sözkonusu animasyon dışı bir proje üzerinden minik minik bu anlatının benimsetilmesi olduğunda Wanda ya da Doctor Strange gibi mistik zaman yolculuklarıyla ünlü simalar üzerinden bir dünya oluşumuna geçişi ideal bir tercih. Attığı adımların ne yönde ilerlemesi gerektiğini çok iyi bildiğinden şüphe duymadığım Kevin Feigi’nin de yeni kahramanlarla dolup taşmaya hazırlanan dizi ve sinema destekli bu gidişattaki formülleri iyi oluşturduğu düşüncesindeyim. Nitekim ileri dönemde gerçek algısının üzerine çıkan Moon Knight ve yeni fazın bütününde yeri şimdiden hazır olan Ms. Marvel gibi kahramanların dizilerinin de bu oluşumu pekiştirecek albenileri şimdiden güçlü. 

    Daha önce Netflix ortaklığında kendi mahallesindeki kahramanları anlatan diziler deneyen Marvel’ın Disney+ özgürlüğünde Wanda gibi bir elması kullanış biçimi ve önümüzdeki 10 yıllık projeleri aşağı yukarı netleşti. Pandemi ve sinema salonlarının belirsizliğiyle birlikte evreni uzunca bir süre dizi ağırlıklı bir üslupla benimsetmeye devam edeceği de hesaba katılırsa bu dizi sonrasındaki çoğu projede de Wanda’nın attığı ve atacağı çığlıkları duyma olasılığımız hayli yüksek. Zira 5. bölümün final sekansında yansıttığı etkiler bu çığlığın Marvel’daki en önemli adım olduğunun güçlü kanıtlarından…

    Benzer İçerikler