Episode Dergi Mayıs sayısında kapağımıza konuk olan TOD Studios dizisi Her Şey Mümkün‘ün başrolleri ve yazarlarından Miray Karabulut’la konuştuk.
Sosyal medyada Selensu karakteriyle geniş bir kitleye ulaşan Miray Karabulut, şimdi Her Şey Mümkün ile ilk kez uzun soluklu bir hikâyenin içinde. Mine Özgüle’yle birlikte yazıp başrolünü üstlendiği dizi; modern şehir hayatının absürt kaygılarını, kadın arkadaşlığını ve “İnsanlar ne der?” baskısını kaotik ama çok tanıdık bir yerden anlatıyor. Miray Karabulut’la sosyal medya mizahından dizi dünyasına geçişini, Deniz karakterinin sert ama kırılgan taraflarını ve neden hâlâ üretmeye devam ettiğini konuştuk.
Seni Miray Karabulut olarak değil, Selensu olarak tanıdı insanlar. Sosyal medyada karakter yaratma refleksi oyunculuğunu nasıl etkiledi?
Açıkçası sürece başlarken sosyal medyada içerik üretmek ve bir dizi projesi için karakter, hikâye oluşturmak konsept olarak benzer diye düşünmüştüm. İçine girdikten sonra ikisinin bambaşka dil ve teknikler gerektirdiğini öğrendim. Sosyal medyada alıştığım “kendi senaryomu canlandırma” refleksinin elbette katkısı olmuştur ancak çekim ve kurgu aşamalarının profesyonel ekipler tarafından yürütüldüğü bir ölçekte, kontrolün kendimde olmadığı haliyle oyunculuk yapmaya çalışmak çok başka ve çok keyifli bir deneyime dönüştü. Çok şey öğrendik.
Skeçlerinde gündelik hayatın absürtlüğünü çok iyi yakalıyorsun. Sence Türkiye’de komedi artık “abartıdan” mı yoksa “gerçeklikten” mi besleniyor? Çok iyi yakalıyor muyum emin değilim ama çok teşekkür ederim. Hayatımızın içindeki absürt kaygılarımızı, gülebileceğimiz şeylere çevirme isteği aslında benimki. Komedinin spesifik bir şeyden beslenmesi gerektiğine inanmıyorum. Herkesin mizah anlayışı ve zevki nasıl farklıysa üretim süreci de farklılaşabilir. Ben biraz daha hayatımdan ve gözlemlediğim hayatlardan kesitleri işlemeye ve yansıtmaya çalışıyorum. Zaten günümüzde yeterince absürt gerçeklikler yaşıyoruz. Bir şeylerin “abartı” ya da “imkânsız” olması gittikçe küçülüyor gibi geliyor.

Döviz kurlarına verdiğin karakter reaksiyonları çok konuşulmuştu. İnsanlar o videolarda kendilerinden ne gördü sence?
Gerçek absürtlüklerimize çok iyi bir örnek. Kendimizi “Yok artık, o kadar uzun boylu değil” diye düşündüğümüz çok fazla şeyin içinde bulmaya başladığımız dönemlerdeyiz. Döviz kuru videolarında da aslında bunu demek istemiştim. İnsanların içindeki o “Neler oluyor şu an?!” duygusuyla karşılık buldu gibi hissediyorum. Eğer bunu yüzlerinde gülümsemeye çevirebildiysem ne mutlu bana.
Sosyal medyada toksik erkeklik, ilişkiler ve gündelik hayat üzerine mizah üretirken en çok gözlem yaptığın şey ne oldu?
Tabii ki hem kendi iyi-kötü tecrübelerim ve çoğunlukla arkadaşlarımın tecrübesi. Bir dönem bana bir şey anlatmaya korkar oldular, malzeme olacağız kaygısıyla. Sosyal medya, insan olarak aslında çok benzer duygu ve durumlarda kalabildiğimizi gösterdi. Dünyanın öbür ucundan bir içerikte, “Aa, yalnız değilmişim!” diyebiliyoruz. Kendi içeriklerime gelen reaksiyonlarda da çok keyif aldığım bir durum.
İnsanlar seni hızlı tüketilen kısa videolarla tanıdı. Şimdi dizi dünyasına giriyorsun. Bu geçiş sende nasıl bir heyecan yarattı?
ÇOK heyecanlıyım, gerginim de. Ama çok keyifli bir gerginlik elbette. Şu anki yaşıma ait, 13 bölümlük bir arşiv olması çok enteresan geliyor. 1 dakikalık videolarda verilen duyguların uzun süreli bir içerikte neye dönüştüğünü görmeyi çok heyecanla bekliyorum.
Senaryoyu Mine Özgüle ile yazmanız projeye nasıl bir enerji kattı? Birlikte yazarken birbirinizi nasıl tamamlıyorsunuz?
Mine ile bu süreci deneyimlemek gerçekten benim için çok büyük bir şans. İnsan olarak ne kadar farklıysak üretim sürecinde bir o kadar benzeriz, hatta çoğu zaman aynı beyin işleyişimiz var. Aslında mizah dilinin çok farklı olduğu ama bunları çok rahat harmanlayabilen bir ikili olduk. Onun gözüne, algısına ve üretim gücüne çok güveniyorum. Bu da özellikle yazım sürecinde çok büyük bir özgürlüktü. Kolay bir süreç olmadı. Çok yorulduk, zorlandık, isyan ettik. Hepsinde de birbirimizi kaldırdık, destekledik. Beraber çok fazla şey öğrendiğimiz, çok keyifli bir yolculuk oldu diyebilirim.
Yazarlık tarafı mı yoksa oyunculuk tarafı mı seni daha özgür hissettiriyor?
Yazarlık tarafı çok daha özgür bir alan. Sıfırdan bir dünya yaratmak, o dünyaya karakterler ve hayatlar yerleştirmek çok farklı bir hissiyat ama o dünyanın hayata geçmesi, sette gerçek olması ve gerçek insanlarla canlanması inanılmaz keyif verici bir deneyimdi. Oyunculuk kısmı belki daha az özgür hissettiğim ama daha çok keyif aldığım tarafıydı.

Sosyal medyada üretilen mizah çok hızlı tüketiliyor. Dizi tarafında daha kalıcı bir şey anlatabilmek sana ne hissettirdi?
Alıştığım sosyal medya mizahının dinamiği çok farklı. 1 dakika içerisinde insanların ilgisini yakalayıp, tutup reaksiyon almaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla çok daha hızlı, yüksek ve net olmak zorunda hissediyorum. Dizi tarafında bu kurgunun temposu çok daha yavaş, alan çok daha geniş ve daha özgürsünüz. Bir duyguyu ya da şakayı aceleye getirmeden, gerçek süresiyle yansıtma fırsatımın olması çok mutlu hissettirdi.
Bu hikâyenin bir diziyi hak ettiğini ilk hissettiğiniz an neydi?
Bir “arkadaş hikâyesi” olması en hoşuma giden yanı. Hikâye, doğru ve yanlışlarıyla beraber arkadaş kalan iki kadının hikâyesi. Bu yüzden çok gerçek geliyor. Birbirini sevmedikleri yanlarıyla, eksileriyle, artılarıyla tanıyan, bilen ve kabul eden iki arkadaşın dış ve absürt dünyaya karşı birbirine destek oluşunu görüyoruz.
Elif Yakarçelik’in projeyi görüp bunu bir diziye dönüştürme süreci nasıl gelişti?
Çok şanslı olduğumuz bir konu. Yönetmenimiz, sevgili Arif Gökdeniz Uslu, bize güvenerek, inanarak kendisi gibi bize fırsat yaratacağına inandığı yapımcımız Elif Hanım’la bizi tanıştırdı. Elif Hanım bizimle tanıştığında, bizim bu işi yapacağımıza olan güvenini çok net hissettirdi. Bu da bize başka bir cesaret verdi doğrusu. İlk defa yazarlık ve kamera önü oyunculuk yapacak farklı içeriklerden iki kadına inanıp bu alanı tanımış olması da günümüzde sektörde zor bulunan ve daha çok görmek istediğimiz bir anlayışın örneği oldu. Maalesef biliyoruz ki üreten, deneyen, emeklerinin karşılığını bekleyen ancak buna fırsat sağlanmadığı için hayallerinden vazgeçmek zorunda kalan çok fazla insan var.
TOD ile yollarınızın kesişmesi projeyi nasıl değiştirdi? Daha özgür bir anlatı alanı mı açtı?
TOD, her şeyden önce, yarattığımız dünyanın hayata geçmesine ve insanlarla buluşmasına alan tanıyarak bize çok büyük bir kapı açtı. Yine sektörde, daha çok görmek istediğimiz işleyişlere örnek olduğunu düşünüyorum.
Her Şey Mümkün klasik bir sitcom gibi değil; daha absürt, daha gerçek ve daha kaotik bir yerde duruyor. Siz bu tonu nasıl tarif ediyorsunuz?
Aslında sitcom da diyemeyiz. Karakterlerimizin çok gerçek ama dış dünyanın absürt olduğu bir hikâye. Deniz ve Meriç de bu absürtlükler içinde, kendi iç dünyalarının dengesizliğiyle varolmaya çalışıyor.
Dizide iki kadının hem çatışıp hem birbirine tutunması çok güçlü bir yerde duruyor. Sence bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey biraz anlaşılmak mı?
Deniz ve Meriç birbirinden gerçekten çok ayrı kafalarda iki kadın. Hatta bazen “Bunlar neden arkadaş ki?” diye düşünüyorsunuz. Biraz da, tam olarak da bu sebepten aslında, anlayış. Başaramasalar da anlamaya çalışıyorlar. Birbirini yargıladıkları, değişmeye çalıştıkları her dinamikte yine kendi halleriyle arkadaşlıklarına sığınıyorlar.
Sosyal medya seni görünür yaptı ama dizi bambaşka bir alan. Bu işin ardından insanların Miray Karabulut hakkında fikrinin nasıl değişmesini istersin?
Dizi daha önce deneyimlemediğim bir sektör. Yaşayarak göreceğiz sonuçları. Umarım insanların keyif aldığı, yüzlerinin güldüğü bir iş çıkarmayı başarmışızdır. Birileri hayatından bir parça bulabiliyorsa ve bununla eğlenebiliyorsa benim için başarılı bir sonuçtur.

İnternette çok hızlı reaksiyon alan bir mizah dili var. Dizi tarafında ritim kurmak daha mı zor?
Dizi ritmi çok farklı. Benim de bu projeyle öğrendiğim bir süreç. Daha önce dediğim gibi, 1 dakikalık üretimdeki hız, tempo, kurgu diziyle kıyaslanamaz. Her şeyden önce dilleri, anlatımı, dinamikleri farklı. Dizi ritmi daha yavaş ama bu da inanılmaz bir alan sunuyor. Her duyguyu, şakayı ihtiyacı olduğu süreyi tanıyarak verebiliyorsun. Zor ama keyifli.
Canlandırdığın Deniz karakteri kendini sürekli kontrol etmeye çalışan biri ama bir anda aşırı tepkiler verebiliyor. Onun en sevdiğin açmazı ne oldu?
Deniz’in en çok netliğini seviyorum. Fikirlerini, isteklerini net şekilde dile getirebilen bir kadın. Kontrolün kendinde olmadığını hissettiği anlarda daha agresif bir yanı ortaya çıkıyor, evet. Biraz kendini koruma mekanizması aslında. Her ne kadar çok net yargıları olsa da değer verdiği insanlar için onları çiğneyebilir. Karakteri tartışılır ama iyi bir arkadaş olduğu kesin.
Deniz’in “doğru insan olmaya çalışma” hali aslında bugünün şehirli insanına mı ait biraz?
Genel olarak insana ait bir durum. Özellikle bize yerleşen bazı tabular yüzünden özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açıyor bu kaygı. “İnsanlar ne der?” sorusu çok yorucu bir soru. Her alanda. Deniz bizim mecbur gerçekliğimiz, Meriç ise aslında imrendiğimiz rahatlığı temsil ediyor bir bakımdan.
Bu dizide seyirciyi nasıl bir komedi bekliyor? Daha çok kahkaha mı, rahatsız edici yüzleşmeler mi?
Bence bir dengesi var. Biri daha ağır basıyor diyemem. Umarım kahkahası bol olur.
İnternet mizahından gelen biri olarak televizyon/dijital dizi tarafında en büyük avantajın ne oldu sence?
Sosyal medya üretimlerinde de senaryo, kurgu ve oyun benden çıktığı için bir refleks oluyor. Mine de aynı şekilde. Oyun verirken kurgusunu düşünerek hareket etmeye çalışmak mesela. Ancak dediğim gibi çok yeni şeyler öğrendiğimiz, çok başka bir dünya oldu dizi ikimiz için de.
Bugün dönüp baktığında Selensu videolarından Her Şey Mümkün’e gelen süreç sana ne öğretti?
Hep hayalini kurduğum bir şeye getirdi beni o videolar, hesabın açılma amacı da buydu, bana bir yol açması. Kendi yazdığım, oynadığım bir proje fırsatı. Emek verdiğim uzun bir sürecin, şansın yaver gitmesiyle fırsat kazanıp buralara gelmesinden minnet ve mutluluk duyuyorum tabii. Pes etmemek ve üretmeyi bırakmamak gerektiğini öğrendim açıkçası. Umuyorum ki bunu sürdürebileceğim bir yoldayımdır.
Mine Özgüle, ‘Her Şey Mümkün’ü Anlatıyor
Yönetmen Arif Gökdeniz Uslu, ‘Her Şey Mümkün’ü Anlatıyor
Yapımcı Elif Yakarçelik, ‘Her Şey Mümkün’ü Anlatıyor
