Episode Dergi Haziran sayısında Yasemin Şefik, Daha 17‘nin yönetmeni Emre Kabakuşak’la konuştu.
Sezonun en çok konuşulan yapımlarından biri haline gelen Daha 17, gençlik hikâyelerine yaklaşımı, güçlü oyuncu kadrosu ve Bodrum’un atmosferini hikâyenin bir parçasına dönüştüren anlatımıyla dikkat çekiyor. Dizinin yönetmeni Emre Kabakuşak ile bir araya gelerek Daha 17’nin çıkış noktasını, genç oyuncularla kurduğu yaratıcı süreci, dizinin kısa sürede yakaladığı reyting başarısını ve hikâyenin merkezindeki kardeşlik duygusunu konuştuk. Kabakuşak’a göre dizinin gücü, izleyicinin kendinden bir parça bulabildiği samimi dünyasında saklı.

Bence dizinin en güçlü tarafı doğallığı, samimiyeti ve gerçekliği. Oyuncularımız karakterlerini son derece içten ve doğru bir şekilde yansıtıyor. Her birini izlediğinizde, yıllardır o karakteri yaşıyorlarmış hissi oluşuyor. Bu da hikâyenin ve karakterlerin izleyiciye geçmesini sağlıyor.”
Daha 17’yi ilk okuduğunuzda sizi yönetmen olarak yakalayan neydi? Bu hikâyeyi diğer gençlik hikâyelerinden ayıran taraf sizce ne?
İlk üç bölümü okuduğumda, kalan bölümlerin de senaristlerimiz tarafından büyük ölçüde şekillendirildiğini görmüştüm. Farklı bir iş çıkacağını hissediyorduk ancak bunun için doğru atmosferi ve doğru oyuncu kadrosunu oluşturmak gerekiyordu. Tüm parçalar bir araya geldiğinde ortaya diğer işlerle kıyaslanmaktan çok, farkındalığı ve farklılığıyla öne çıkan bir proje çıktı. Daha en başından farklı olacağı belliydi, aldığımız sonuç da bunu gösteriyor.
Dizinin merkezinde bir kardeş arayışı var ama aslında aidiyet, aile ve kimlik meselesi de var. Siz bu hikâyeyi en çok hangi tema üzerinden okuyorsunuz?
Dizinin merkezinde kardeşlik duygusu var. Ancak Aras’ın Bodrum’a gelmesiyle hikâye bununla sınırlı kalmıyor; arkadaşlık, aşk, geçmişte yaşadığı ihanetlerle yüzleşmeye çalışan bir Aras, onu tanıdıkça ona âşık olan Leyla ve diğer karakterlerin kendi iç yolculukları da hikâyeye dahil oluyor. Aslında Aras’ın Bodrum’a gelişiyle herkes kendini keşfetmeye başlıyor.
Daha ilk haftalarda dizinin reytinglerde yakaladığı güçlü ivme dikkat çekti. Sizce seyirci Daha 17’de ne buldu? Bu başarının temelinde ne var?
Bence dizinin en güçlü tarafı doğallığı, samimiyeti ve gerçekliği. Oyuncularımız karakterlerini son derece içten ve doğru bir şekilde yansıtıyor. Her birini izlediğinizde, yıllardır o karakteri yaşıyorlarmış hissi oluşuyor. Bu da hikâyenin ve karakterlerin izleyiciye geçmesini sağlıyor.
Aras karakteri daha ilk bölümden seyircinin empati kurduğu bir karakter. Onu kurarken özellikle dikkat ettiğiniz şey neydi?
Aras, yaşından olgun, duygularını yoğun yaşayan ve farkındalığı yüksek bir karakter. Bu yüzden onu tek bir duygu üzerinden anlatmak mümkün değil. Kardeşini bulmak için çıktığı yolculukta hayatının en büyük sınavlarından biriyle karşılaşıyor; âşık oluyor. Bu da her şeyi daha karmaşık hale getiriyor. Onun özgüvenli, akılcı ve izleyicinin empati kurabileceği bir karakter olmasına özellikle önem verdim. Açıkçası Aras’ın yolculuğunu ben de merakla takip ediyorum.
Çağan Efe Ak çok büyük bir hikâye yükünü taşıyor. Bu karakterin kırılganlığı ve gücü arasındaki dengeyi nasıl çalıştınız?
Çağan Efe zaten çok yetenekli bir oyuncu. Tanıştıktan kısa süre sonra karakteri adeta üzerine geçirmişti. Bu yüzden uzun workshop süreçlerine ihtiyaç duymadık. Sete çıktığımızda çok iyi bir uyum yakaladık. O da karakterin taşıdığı yükün farkında ve bunu çok başarılı bir şekilde yansıtıyor.

Genç oyuncularla çalışırken onları yönlendirmek mi daha zor, doğal hallerini korumak mı?
Aslında hiç zorlanmıyorum. O kadar doğal oynuyorlar ki birlikte çalıştığımız her sahne benim için zorluktan çok keyfe dönüşüyor.
Dizideki genç oyuncular arasında sette oluşan enerji ekrana ne kadar yansıdı? Kamera dışında kurulan arkadaşlıklar performansları etkiledi mi?
Oyuncularımız set dışında da çok yakın arkadaş oldular. Aralarındaki dostluk, sohbet ve birbirlerinden beslenmeleri doğal olarak set enerjisini de yükseltiyor. Bu samimiyetin ekrana geçtiğini düşünüyorum.
Daha 17’nin, çok güçlü bir hikâyenin çok iyi oyuncularla ve ülkenin en güzel coğrafyalarından birinde buluştuğu, duygusu ve merakı yüksek bir iş olduğunu düşünüyorum. Böylesine inandığı bir projeyi sahiplenen oyuncular ve çok iyi bir teknik ekiple çalışmak bir yönetmen için büyük şans. Şu anda yedinci bölümü çekiyoruz ve ilk günden beri sette çok güçlü bir aidiyet, dostluk ve bağlılık duygusu var. Umarım bu enerji kalıcı olur ve dizinin başarısı giderek büyür.”
Dizide kuşaklar arası çatışma çok görünür. Sizce yetişkinlerin gençleri anlamakta en büyük hatası ne?
Bence en büyük sorun empati eksikliği. Kuşaklar arasındaki yaş farkı artıkça zevkler, hayata bakış ve düşünce biçimleri değişiyor. Bazen büyükler kendi doğrularını dayatıyor. Oysa birbirimizi anlamanın yolu, biraz da karşımızdakinin yerine kendimizi koyabilmekten geçiyor.
Bodrum bu hikâyede sadece bir mekân değil, adeta bir karakter. Çekim mekânlarını belirlerken nasıl bir dünya kurmak istediniz?
Bodrum benim için gerçekten karakterlerden biri. Aslında proje ilk yazıldığında hikâye Bodrum’da geçmiyordu. Daha sonra hep birlikte buranın doğru yer olduğuna karar verdik. Daha önce de Bodrum’da çalışmıştım ve buranın enerjisinin projeye çok şey kattığına inanıyorum. Işığı, atmosferi ve dokusu hikâyeyi daha samimi ve izlenebilir hale getiriyor.
Çektiğiniz sahneler arasında, “İşte bu sahne dizinin ruhunu anlatıyor,” dediğiniz bir sekans var mı?
Aslında çok fazla var. Yayınlanmamış bölümlerden bahsetmeyeyim ama yayınlananlar arasında Çağan’la Ata’nın inşaat sahnesi, Şebnem ve Hakan’ın kıyma kavurma sahnesi, Deniz’in Aras’ı kurtarmak için denize atladığı an benim için çok özel. Oyuncularımız o kadar güzel oynuyor ki birçok sahnede, “İyi ki bu karakterleri onlara emanet etmişim,” dediğim anlar yaşıyorum.
Bodrum’da set kurmak ve kurgulamak İstanbul’dan kolay mı?
Yaz aylarında Bodrum’da çalışmak tabii ki daha zor. Ancak eylül ve nisan arasındaki dönemde burada çalışmak hem daha keyifli hem de daha rahat. Yazın yoğunluk ve lojistik anlamındaki zorluklarını yeni yeni deneyimliyoruz.

Kariyeriniz boyunca çok farklı türde işler yönettiniz. Bir projeye bugün “evet” dedirten şey nedir? Hikâye mi, ekip mi, zamanlama mı?
Doğru hikâye, doğru zaman ve doğru ekip bir araya geldiğinde iş zaten karşılığını buluyor. Bunun en önemli parçası da oyuncu kadrosu. Sevdiğiniz hikâyeyi doğru insanların anlatabilmesi çok önemli. Aslında cevap; doğru hikâye, doğru zaman ve doğru ekipten oluşan bir bütün.
Dijital platformların yükselişiyle yönetmenlik pratiği sizce nasıl değişti? Televizyon için iş üretmekle platformlar için iş üretmek arasındaki en büyük fark ne?
Aslında yönetmenlik anlayışı çok değişmedi, daha çok çalışma temposu değişti. Dijital projelerde daha fazla hazırlık süresi olduğu için estetik detaylara daha çok vakit ayırabiliyorsunuz. Ulusal kanallarda ise birkaç bölüm sonra ciddi bir maraton başlıyor. Buna rağmen son dönemde televizyon dizilerinin de dijital işlerden geri kaldığını düşünmüyorum. Çok kaliteli yapımlar çıkıyor.
Son dönemde hem oyuncular hem de içerikler çok hızlı tüketiliyor. Sizce bir yönetmeni veya oyuncuyu uzun ömürlü yapan şey yetenek mi, disiplin mi, doğru seçimler mi?
Bence bunun tek bir cevabı yok. Yetenek sizi bir yere taşır, disiplin sizi orada tutar, doğru seçimler ise yolunuzu belirler. Üçü bir araya geldiğinde kalıcılık mümkün oluyor.
Bugün kariyerinizin bu noktasında sizi hâlâ heyecanlandıran şey ne? Henüz çekmediğiniz ama bir gün mutlaka anlatmalıyım dediğiniz bir hikâye var mı?
Bugüne kadar yaptığım tüm işleri severek çektim ve anlattığım hikâyeleri içselleştirdim. İzleyiciye de bunun geçtiğini düşünüyorum. Anlatmak istediğim çok fazla hikâye var. Hangisinin zamanı geldiğinde öne çıkacağını şimdiden söylemek zor ama anlatacak daha çok hikâyem olduğuna inanıyorum.
Daha 17’nin, çok güçlü bir hikâyenin çok iyi oyuncularla ve ülkenin en güzel coğrafyalarından birinde buluştuğu, duygusu ve merakı yüksek bir iş olduğunu düşünüyorum. Böylesine inandığı bir projeyi sahiplenen oyuncular ve çok iyi bir teknik ekiple çalışmak bir yönetmen için büyük şans. Şu anda yedinci bölümü çekiyoruz ve ilk günden beri sette çok güçlü bir aidiyet, dostluk ve bağlılık duygusu var. Umarım bu enerji kalıcı olur ve dizinin başarısı giderek büyür.
