Episode Dergi Mayıs sayısında beIN Media Group Eğlence İçeriklerinden Sorumlu Başkanı Yadigar M. Belbüken ile görüştük.
Erkek Severse, Sarmaşık Zamanı ve Sorgu gibi orijinal yapımlarla dijital yayıncılıkta güçlü bir alan açan TOD, şimdi izleyiciyi yepyeni bir enerjiyle selamlıyor: Her Şey Mümkün. Dijital dünyadan gelen iki güçlü kadın yeteneğin, Miray Karabulut ve Mine Özgüle’nin yazıp başrollerini paylaştığı bu modern kadın hikâyesi, platformun insana ve gerçeğe dokunan vizyonunun en taze örneği.
beIN MEDIA GROUP Eğlence İçeriklerinden Sorumlu Başkanı Yadigar M. Belbüken ile algoritmaların ötesine geçen içerik stratejilerini, görüntülü konuşma formatıyla çekilen yeni iç yapım komedisi Baş Başa’yı, beIN İZ’in 20 yıllık belgesel mirasını ve platformun hedeflerini konuştuk.
Öncelikle TOD Studios’un dizi yapım süreçlerinden bahsetmenizi isteriz.
TOD Studios olarak hikâye geliştirme sürecini çok önemsiyoruz. Bir projeye bakarken bizim için mesele sadece “iyi fikir” olması değil. O hikâyenin kendi dünyasını kurabilmesi, karakterlerinin gerçek hissettirmesi ve izleyiciyle duygusal bir bağ yaratabilmesi önem taşıyor. Türkiye zaten çok güçlü bir hikâye anlatıcılığı geleneğine sahip bir ülke. Biz de bu yaratıcı potansiyeli daha yenilikçi bir bakışla ve daha global bir perspektifle buluşturmayı hedefliyoruz.
Bugün içerik dünyasında rekabet çok yoğun. İzleyicinin zamanı, en değerli şey haline geldi. Bu nedenle geliştirdiğimiz her projede, “İzleyici neden bunu şimdi izlemek ister?” sorusunu kendimize mutlaka soruyoruz. Yetenekli yaratıcılarla uzun vadeli ilişkiler kurmaya, farklı seslere alan açmaya ve her türde kaliteli hikâyeler üretmeye odaklanıyoruz.
Aynı zamanda veriyi de çok yakından takip ediyoruz ama hiçbir zaman sadece algoritmalarla hareket etmiyoruz. İçgüdü, yaratıcılık ve kültürel sezgi hâlâ çok önemli. En başarılı işler genellikle izleyiciyi şaşırtan işler oluyor.

Var Bunlar, Erkek Severse, Sarmaşık Zamanı, Vicdansız, Sorgu gibi pek çok orijinal yapımı izleyicilerle buluşturdunuz. Komediden suç dramalarına, romantik komediden fantastik hikâyelere farklı türleri ürettiğinizi görüyoruz. Orijinal yapımları oluştururken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?
Bizim için, türden önce hikâyenin kendi sesi önemli. Bir projenin komedi ya da suç draması olması ikinci aşama. Önce karakterlerin gerçekliği ve hikâyenin duygusal samimiyeti geliyor. Çünkü izleyici artık çok sofistike. Sadece yüksek prodüksiyon görmek istemiyor, karakterlerle bağ kurmak, kendinden bir parça bulmak istiyor.
Özellikle plaftorm tarafında çeşitlilik çok kritik. Farklı yaş gruplarına, farklı izleme alışkanlıklarına ve farklı ruh hallerine hitap eden bir içerik ekosistemi oluşturmanız gerekiyor. O yüzden içerik envanterimize baktığınızda hem daha geniş kitlelere hitap eden işler hem de daha niş projeler görüyorsunuz.
Bunun yanında TOD’un spor tarafındaki güçlü kimliği de bizim için çok önemli bir avantaj yaratıyor. Spor izleyicisi, platforma çok düzenli ve yüksek bir bağlılıkla geliyor. Eğlence tarafında bu deneyimi tamamlayan, farklı ruh hallerine ve izleme alışkanlıklarına hitap eden hikâyeler sunmaya çalışıyoruz. Günün bir bölümünde büyük bir derbi izleyen bir kullanıcının, başka bir zamanda iyi bir komediye ya da güçlü bir drama hikâyesine de ulaşabilmesini önemsiyoruz. Aslında hedefimiz, izleyicinin platformla günün farklı anlarında farklı duygular üzerinden bağ kurabildiği bir içerik dünyası yaratmak.
Türkiye’deki izleyicinin daha çok tercih ettiğini, izlediğini düşündüğünüz tür ya da alttürler var mı?
Türkiye’de duygusu güçlü hikâyeler her zaman karşılık buluyor. İlişkiler, aile dinamikleri, aşk, ihanet, dostluk gibi temalar hâlâ çok güçlü çalışıyor. Ancak son yıllarda izleyici beklentisinin değiştiğini de görüyoruz. Daha hızlı akan anlatılar, daha kısa sezonlar ve ton olarak daha modern işler öne çıkmaya başladı.
Özellikle suç draması ve komedi tarafında ciddi bir ilgi var. Bunun yanında iyi yazılmış romantik komedilerin de hâlâ çok güçlü performans gösterdiğini görüyoruz. İzleyici artık sadece “kaçış” değil, kendisini içinde görebileceği daha güncel karakterler arıyor.
Bir diğer önemli değişim de kadın karakterler tarafında yaşanıyor. Daha kompleks ve daha gerçek kadın karakterlere yönelik ilgi giderek artıyor.

Dizileriniz sadece Türkiye’de değil, dünyanın farklı ülkelerinden de izleniyor. Farklı ülke ve bölgelerdeki izleyici analizlerine dair neler paylaşabilirsiniz bizimle?
Türk içeriklerinin global yolculuğu son yıllarda gerçekten çok etkileyici bir noktaya geldi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika, TOD’un halihazırda yayınlandığı bölgeler ve burada orijinal içeriklerimiz çok ilgi görüyor. Rusya, Doğu Avrupa, Balkanlar ve Latin Amerika bölgelerinde de lisanslama konusunda güçlüyüz.
İlginç olan şu ki farklı coğrafyalarda farklı türler öne çıkabiliyor. Bazı bölgelerde romantik dramalar çok güçlü performans gösterirken bazı pazarlarda daha karakter odaklı hikâyeler öne çıkabiliyor. Ama duygusal yoğunluğu yüksek hikâyelerin neredeyse her yerde çalıştığını görüyoruz.
Ayrıca dijital platformların etkisiyle izleme alışkanlıkları da giderek birbirine yaklaşıyor. Genç izleyici dünyanın her yerinde daha tempolu, daha sinematik ve daha cesur anlatılara yöneliyor. Bu da Türk yapımcılar için çok heyecan verici bir fırsat yaratıyor.
Yeni diziniz Her Şey Mümkün, keyifli bir modern kadın hikâyesi. Kadın hikâyelerinin nispeten az yapıldığı bir dönemde bu açıdan da çok dikkat çekeceğini düşünüyoruz. Her Şey Mümkün projesine nasıl karar verdiniz, diziyle ilgili öngörüleriniz nelerdir?
Her Şey Mümkün bizi ilk aşamada tonu ve karakter dünyasıyla heyecanlandırdı. Günümüz kadınının hayatındaki çelişkileri, baskıları, hayalleri ve mizahı çok samimi ve doğal bir yerden ele alıyor.
Bugün izleyici daha gerçek karakterler görmek istiyor. Kusursuz değil, hata yapan, yönünü kaybeden, yeniden başlayan karakterler. Her Şey Mümkün’ün bu anlamda güçlü bir karşılığı olacağını düşünüyoruz. Ayrıca dizinin enerjisinin çok güçlü olduğuna inanıyoruz. Dizide mizah ve duygusal derinlik birbirini dengeli biçimde besliyor, bu da hikâyeyi hem güçlü hem sıcak kılıyor. Bizim için önemli olan da buydu. İzleyiciye iyi hissettiren ama karakterleriyle bağ kurduran bir dünya yaratabilmek.
Projeyi bizim için ayrıca özel kılan unsurlardan biri de başkarakterlere hayat veren Miray Karabulut ve Mine Özgüle’nin aynı zamanda hikâyenin yaratıcı tarafında da yer alması. Bugün dijital dünyadan gelen yeteneklerin yalnızca görünürlükleriyle değil, yaratıcı bakış açıları ve hikâye anlatıcılıklarıyla da fark yarattığını görüyoruz. Bu projede de iki güçlü kadın yeteneğin hem oyuncu hem yazar olarak hikâyeye kendi seslerini katmaları, dizinin samimiyetini ve güncelliğini çok güçlendirdi. Biz her zaman yeteneğin hangi platformdan geldiğinden çok, anlatıya kattığı özgün bakış açısıyla ilgileniyoruz.

Bu sene yayınlayacağınız Baş Başa dizisiyle ilgili de bilgi almak isteriz.
Baş Başa bizim için yaratıcı açıdan çok heyecan verici projelerden biri oldu. Öncelikle çok güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip. Selin Şekerci, Devrim Yakut, Altan Erkekli, Ali Yoğurtçuoğlu ve Özgün Bayraktar gibi çok değerli isimleri projede bir araya getirmek, dizinin tonunu ve karakter dünyasını çok güçlendirdi.
Aynı zamanda proje, TOD Studios açısından önemli bir iç yapım komedi işi. Kendi stüdyomuzda geliştirdiğimiz ve ürettiğimiz bu tarz projeler, yaratıcı kaslarımızı daha da geliştirmemiz açısından bizim için çok değerli.
Dizinin en dikkat çekici taraflarından biri ise anlatım dili. Hikâye tamamen görüntülü konuşma formatı üzerinden akıyor. Bu da projeye hem çok güncel hem de çok dinamik bir izleme deneyimi kazandırıyor. Özellikle dijital iletişimin hayatımızın merkezine yerleştiği bir dönemde, ilişkileri ve insan davranışlarını bu format üzerinden anlatmak bize çok ilginç geldi. Çekimlerimizi çok kısa bir süre önce harika bir enerjiyle tamamladık. Şu an post-prodüksiyon süreci devam ediyor ve bu yaz izleyiciyi ekran başında “Baş Başa” bırakmak için gerçekten çok heyecanlıyız.
Çok farklı alanlardan belgeseller de yapıyorsunuz. Belgesel seçkinizi oluştururken en önemli kriterleriniz nedir?
Belgesel tarafı bizim için sadece bir içerik kategorisi değil, kültürel bir sorumluluk alanı. Bu yıl 20. yılını kutlayan beIN İZ de aslında bu yaklaşımın en güçlü temsilcilerinden biri. Türkiye’de belgesel yayıncılığı açısından çok özel bir yere sahip olan bir markanın parçası olmak bizim için büyük bir değer taşıyor.
Belgesel seçkimizi oluştururken öncelikle güçlü bir bakış açısı arıyoruz. Sadece bilgi veren değil, izleyicide duygu, merak ve düşünce yaratan işler bizim için daha anlamlı. İnsan hikâyeleri, kültür, gastronomi, doğa, seyahat, sanat ya da toplumsal meseleler… Tür fark etmeksizin bize yeni bir pencere açan projeler ilgimizi çekiyor.
Aynı zamanda yerel hikâyelerin evrensel anlatı diliyle buluşmasına çok önem veriyoruz. Türkiye inanılmaz zengin bir kültürel çeşitliliğe sahip ve biz bu coğrafyanın hikâyelerini hem yerel izleyiciyle hem de daha geniş kitlelerle buluşturmayı önemsiyoruz.
Önümüzdeki dönemde de beIN İZ’in 20 yıllık mirasını koruyarak, yeni nesil izleyiciyle bağ kurabilecek belgesel projelerine yatırım yapmaya devam edeceğiz.
2026 ve 2027’ye dair TOD Studios olarak hedefleriniz, planlarınız nedir?
Halihazırda en büyük hedefimiz TOD Studios’u güçlü bir premium içerik markası haline getirmek. Türkiye benzersiz kültürel çeşitliliği ve güçlü anlatı geleneğiyle dünya çapında karşılık bulabilecek hikâyeler üreten çok özel bir coğrafya. Biz yerel duygular taşıyan hikâyeleri uluslararası izleyiciyle yüksek prodüksiyon kalitesiyle buluşturmak istiyoruz.
beIN Media Group’un global gücü de bize çok önemli bir avantaj sağlıyor. TOD olarak farklı pazarlardaki izleme alışkanlıklarını, global içerik trendlerini ve uluslararası yayın standartlarını yakından takip edebilen güçlü bir medya ekosisteminin parçasıyız. Bu global know-how, hem içerik geliştirme yaklaşımımıza hem de projelerimizi daha geniş coğrafyalarda konumlandırma biçimimize önemli katkı sağlıyor.
Dizi, belgesel ve lifestyle alanında daha geniş bir içerik envanteri oluşturmayı planlıyoruz. Bunun yanında ortak yapımlar, bölgesel işbirlikleri ve uluslararası IP geliştirme tarafı da bizim için önemli odak alanlarından biri olacak.
Aynı zamanda daha genç yaratıcılarla çalışmaya, yeni hikâye anlatım biçimlerini denemeye ve tür çeşitliliğini artırmaya devam edeceğiz. İçerik dünyası çok hızlı değişiyor ama iyi hikâye anlatıcılığının değeri değişmiyor.
Bence bugün sektörün en heyecan verici taraflarından biri yaratıcı yetenek çeşitliliği. Çok güçlü yazarlar, yönetmenler, oyuncular ve yeni nesil yaratıcılarla karşılaşıyoruz. Özellikle genç yeteneklerin hikâye anlatımına getirdiği yeni bakış açıları bize çok ilham veriyor. Doğru yeteneklerle bir araya geldiğinizde gerçekten evrensel işler üretmenin mümkün olduğuna inanıyorum.
