Episode Dergi Haziran sayısında Yasemin Şefik, Medcezir Jr. olarak tanımladığı Daha 17‘nin seyirciyi nereden yakaladığına bakıyor.
Bazı diziler yayınlandıkları dönemin bir parçası olur, bazılarıysa dönüp baktığınızda bir dönemin fon müziği gibi çalışır. O yılları, o insanları, o ruh halini yeniden çağırır. 2013’te yayınlanan Medcezir böyle bir diziydi. Sadece hikâyeye bakmak yetmiyor; oyuncularıyla, müzikleriyle, karakterleriyle ve gençliğe bakış biçimiyle kendi kuşağının önemli işlerinden biri haline geldi. Üstelik aradan geçen yıllar, dizinin etkisini azaltmak yerine büyüttü. Çünkü o kadrodaki isimlerin büyük bölümü bugün sektörün en güçlü oyuncuları arasında yer alıyor. Hatta son zamanlarda sosyal medyada parça parça videolar önümüze düşüyor.
Daha 17’yi izlerken aklıma sık sık Medcezir’in gelmesinin sebebi hikâyelerin birbirine benzemesi değil. Zaten aralarında bu bağlamda bir benzerlik yok. Sebebi, ikisinin de gençleri ciddiye alması. Gençliği yalnızca aşk, kavga ve okul üçgenine sıkıştırmadan anlatması. Bir insanın on yedi yaşındayken yaşadığı her şeyin aslında hayatının geri kalanını şekillendirecek kadar önemli olduğunu hatırlatması.

Televizyon uzun zamandır genç karakterleri ya olduğundan daha parlak ya da olduğundan daha karanlık göstermeyi seviyor. Daha 17 ise bu iki uçtan da uzak duruyor. Karakterler hata yapıyor, kararsız kalıyor, bazen yanlış insanlara güveniyor, bazen kendi içlerinde kayboluyorlar. Kısacası gerçek insanlar gibi davranıyorlar. Seyircinin bağ kurduğu yer de tam olarak burası.
Oyuncu kadrosunun başarısı da burada ortaya çıkıyor. Nesrin Cavadzade ekrana çıktığında karakterinin geçmişini anlatmak için uzun diyaloglara ihtiyaç duymayan oyunculardan biri. Karakterinin karanlık tarafını gösterdi, seyirciyi tetikledi. Bir de bunun dramasını ister istemez merak ediyorsun. Armağan Oğuz’un canlandırdığı karakter de yine ayrı bir tetikleyici olarak yerini dolduruyor. Çağdaş Onur Öztürk ise bölümler ilerledikçe hikâyesiyle şaşırtacağa benziyor.
Dilara Aksüyek ve Melis Babadağ ise anne karakterlerini klişelerin dışına taşıyan performanslar veriyor. Televizyonda anne karakterler çoğu zaman ya fedakârlığın ya da baskının temsilcisi olarak yazılır. Burada ise kendi hikâyeleri, kendi eksikleri ve kendi mücadeleleri olan kadınlar görüyoruz. Çocuklarının hikâyesine eşlik eden figürler olmaktan çok, hikâyenin aktif parçaları olarak var oluyorlar.
Genç oyuncular tarafında ise dizinin en büyük kazancı doğallık. Çağan Efe Ak, Ceren Ayruk, Ata Yaşat, Helin Evren, Efe Musa ve Berra Ahsen Uslu’nun performanslarında seyirciyi yakalayan şey teknik gösteriş değil, ekranda gerçekten var olabilmeleri. Genç oyuncularda sık karşılaşılan “oynadığını hissettirme” hali burada yerini doğal bir akışa bırakıyor. Bu da karakterlerin kurduğu arkadaşlıkları, kırgınlıkları ve çatışmaları çok daha inandırıcı kılıyor.
Yönetmenlik tarafında da dikkat çekici bir tercih var. Daha 17, Bodrum’da geçiyor. Türkiye’de Bodrum çoğu zaman bir yaşam alanından çok bir vitrin olarak kullanılır. Kamera genellikle denizi, marinaları, gün batımlarını ve kartpostallık manzaraları kovalar. Daha 17 ise Bodrum’u bir turizm kampanyasına dönüştürmüyor. Onun yerine o şehirde yaşayan insanların gündelik hayatına bakıyor. Bodrum’un günlük yaşamını ekrana taşıyan yönetmen koltuğunda Emre Kabakuşak var.

Bu tercih, dizinin tonunu ciddi biçimde değiştiriyor. Seyirci sürekli manzara izlemek yerine karakterlerle vakit geçiriyor. Sokaklar, kafeler, evler ve kıyılar hikâyenin doğal parçaları olarak karşımıza çıkıyor. Mekân, karakterlerin önüne geçmiyor, tam tersine onları destekliyor.
Belki de bu yüzden dizi yaz ekranına ait olmasına rağmen geçici hissettirmiyor. Bir yaz romansından çok, insanların büyüme hikâyesini izliyormuşuz hissi yaratıyor.
Reytinglerde yakaladığı yükseliş de biraz buradan geliyor. Günümüzde ilk bölüm merakı yaratmak çok zor değil. Ancak burada şöyle bir şey de var: Bak, bu oynuyor, gibi bir yerde değil iş. Cast’a yüklenerek değil, başrol sömürüsü de yok. E, böyle olunca hikâyeye iyi odaklanıyoruz. Aşırı ünlülerin cast’ına lafım yok. O tarafı da ayrıca merak ediyor izleyici. Fakat asıl mesele seyircinin birkaç hafta sonra da ekran başına dönmesini sağlamak. Daha 17 bunu yakaladı gibi görünüyor.
Bu arada yapım tarafında kurulan denge de dikkat çekici. Deneyimli oyuncularla genç oyuncular aynı dünyanın içinde birbirini besliyor. Kimse yalnızca tecrübesiyle ya da yalnızca gençliğiyle öne çıkmıyor. Bu da kadroyu bir oyuncu vitrini olmaktan çıkarıp gerçek bir ansambl yapıya dönüştürüyor.
Belki bu yüzden Daha 17 yalnızca başarılı bir yaz gençlik dizisi gibi görünmüyor. Kışlıkları da giyeriz hissi veriyor.
Not: AI yani yapay zekâ ile işler güzel gidince tekneyi de ateşe verdiler mi verdiler. Bunu da ayrı bir yazı konusu olarak anlatacağım.
