Game of Thrones Final Sezonu 4. Bölüm: Bu Dizi Nereye Varmak İstemektedir!

 Game of Thrones Final Sezonu 4. Bölüm: Bu Dizi Nereye Varmak İstemektedir!

[highlight]Tüm zamanların en popüler, hakkında en çok konuşulan dizilerinden Game of Thrones, bu gece final sezonunun sondan bir önceki bölümüyle ekranda olacak. Başından beri olduğu gibi; önceki bölümün, yani 4. bölümün ayrıntılı değerlendirmesi geliyor şimdi. Yazarlarımız, pek çok GoT fanı gibi gidişattan rahatsız, söyleyelim…[/highlight]

Game of Thrones, bugüne kadar çekilmiş en yüksek bütçeli, hakkında en çok spekülasyon ve teori üretilen TV dizisi. Hal böyleyken final sezonunun her karesinin ne denli önemli olduğu aşikâr. 2011’den beri takip ettiğimiz Taht Oyunları macerasının sonuna doğru yaklaşırken, Fulya Turhan, Ezgi Özcan ve Koray Kaplıca, bölüm değerlendirmeleriyle karşınızda. Hemen 4. bölümün değerlendirmesine geçiyoruz…

Ezgi: Bir kere ben hezeyanımla ortama hemen dalmak istiyorum. Arkadaş bu dizi ne yapmak, nereye varmak istemektedir?

Fulya: Hangi konuda? Bir çok konuda akıl sağlıklarından şüpheliyim çünkü.

Koray: Ezgi’yle mutabıkım. İlk bölüm sonrası içimde vuku bulan sıkıntılar, son iki bölümde ayyuka çıktı.

Ezgi: Yani dizide melodramatik ögeler hep vardı zaten de prodüksiyonu kuvvetli Ay Yapım melodramasına çevirdiler ortalığı iyice.

Fulya: “Size bir şey söyleyeceğim ama kimseye söylemek yok, yemin edin!” Ahahah. O neydi öyle ya. Sen ailene gerçek kimliğini söylüyorsun. Bir görelim tepkileri ne oldu, ne dediler, ne yaptılar…

Koray: Zamandan kazanma arzuları yüzünden en önemli tepkileri göremiyoruz. Jon’un Targaryen olduğunu sesli şekilde bir kez Sam dile getirdi, sonrasında bakışlardan çıkarmaya çalışıyoruz kime söylendiğini. Sahneler silinmiş gibi geçiliyor alelacele.

Ezgi: Dany o kadar yalvardı. Söyleme dedi, duyulursa her şey benim aleyhime döner dedi. Kız dibine kadar haklıydı. Jon da alemlerin Doğrucu Davut’u olduğundan yemedi, içmedi, yetiştirdi. Seni kraliçem olarak kabul ediyorum dedikten sonra, kraliçeliğini tartışmaya açacak bir gerçeği neden yayarsın ki? Madem tahtı istemiyorsun…

Fulya: Jon da istiyor bence, bakma sen. Yani şöyle; sonuçta tüm hayatı boyunca bir Snow’du kendisi. Şimdi bir Targaryen. Tüm o savaşlar, kahramanlıklar, ejderhalara binmeler…. Ben kral olmak istemiyorum gibi bir egosuzluk zannetmiyorum ki bir erkekte olsun.

Koray: Jon tahtta hak iddia etmiyor da teslim etmelerini bekliyor gibi. Teslime giden süreci de ufaktan döşüyor. Ama yine de aile baskısı diyeceğim Jon için. Doğduğun mu doyduğun mu meselesi.

Ezgi: Senaristler Jon’u öyle bir yere çekti ki… Haklı davasının peşinde, babası bildiği Ned Stark gibi fedakar bir yol çizip herkes için en iyisini isteyen favori bir karakterden, ne bok yediği belli olmayan, saçma sapan bir adam haline getirdiler.

Fulya: Son bölümü izledikten sonra şöyle bir düşündüm: Jon gerçekten iyi bir kral olur muydu? Varys, Jon için savaş kahramanı dedi ama öyle mi gerçekten? Piçlerin Savaşı’nda Sansa sayesinde kurtuldu. Aynı şekilde Night King’i Arya hakladı… İyi bir politikacı mı peki diye düşündüm. Yok o da değil. Castle Black’te isyan çıktı ve bu Jon’un hayatına mal oldu, neredeyse. İsyan çıktı adamı öldürdüler yani. Gerçi soylu ve erkek olması yeterli, dizideki çoğu karaktere göre…

Ezgi: Ayrıca Dany de bütün ordusunu ve ejderhalarını kaybetme pahasına Jon’un peşinden geldi. O olmasaydı Winterfell’de bu kadar büyük bir ordu hayatta toplayamazdı. İnsanları bir araya getirme becerisi var, evet de… Bunun haricinde gerçekten taht için bir becerisini göremiyorum. Tyrion ve Varys’in konuşması tam da konuyu açıklıyor aslında. Gerçek hayatın izdüşümü dizide de kendine yer buluyor. Everest’e bile tırmansan eğer kadınsan bir hareketle görünmez oluyorsun. Aşırı sinir oldum.

Fulya: Ölüleri yaktıktan sonra yaptıkları kutlamada mesela, Tormund’un Jon’a söyledikleri… Adam ejderhaya biniyor, ya delidir ya kral falan… Yahu kadın ejderhaların anası be demek geldi içimden.

Koray: Senaristler bazı gruplarca yöneltilen ve Arya’nın kadın kahraman olarak yüceltilmesi eleştirilerinden ya da Mary Sue (*) teorilerinden mi etkilendi diye düşündüm birden. Dany’nin silikleştirilmesi üzerinden bir denge sağlandı sanki.

Fulya: Arya’nın Mary Sue olarak adlandırılmayı hak etmediğini düşünenlerdenim. Özellikle son sezonu göz önüne alırsak Arya, karakter arkını dengeli bir şekilde tamamlamaya doğru yol alan nadir karakterlerden. Ama senaristlerin Dany’i iyice deliliğin sınırlarında resmetmeye başladıkları bir gerçek. Tamam daha önce de yakarım, asarım, keserim tavırları vardı Dany’nin ama bu son sezonla birlikte onun için iyice bir antipati toplamaya çalışıyorlar bence seyirciden.

Ezgi: Tabii canım, ibreyi seyirci gözünde de Jon’a çevirip iki aşık ve de iki akraba arasında çatışma yaratacaklar ama o kadar ikna olmuyoruz ki oturup bunları tartışıyoruz. Mesela ikisinin aslında hala-yeğen olduğu ortaya çıktı ama bunun aralarındaki ilişkiye etkisini bile görmedik. Çok büyük bir bombaydı bu, patladı ama hiçbir şeye dokunmadı. Öyle savaştan önce söylediler, sonra da devamlılık bozulmasın diye şöyle bir konuştular o kadar. Bu mevzunun birçok şeye doğrudan etki etmesi gerekmez miydi? Dany savaştan önce senin benim tahtımda gözün mü var yoksa noktasında değil miydi?

Fulya: Evet öyleydi ve bence hâlâ da öyle. Jon’a aramızda her şey eskisi gibi olsun istiyorum diyor ama aralarındaki aşk ilişkisinin çok umrunda olduğunu düşünmüyorum. Yaşayan son erkek Targaryen’in ne anlama gelebileceğini o da çok iyi biliyor. Jon’a gerçeği kimseye söylememesi için yalvarırken o kadar acınası bir haldeydi ki, senaristlerin bu bölümde kadınlara neden böyle davrandıklarını gerçekten anlayamadım.

Koray: Son sezon, bir sürü önemli ifşaatin gerçekleştiği fakat tepkinin olmadığı bir sezon olarak akıllara kazınacak bence. Bu nedenle seyirciyi de ikna edemiyor. Yedi sezondur büyüttüğünüz ve kişilik seyrini izlettirdiğiniz Dany’y bir bölümde beş dakikada âşık olduğuna inandırdığınız bir kişi karşısında o durumlara düşürürseniz ve çok acemice onun Mad Queen olacağına dair küçük işaretler verirseniz, bal gibi de günü kurtarmaya çalışıyorsunuzdur. Ve bu günü kurtarma, serinin toplumsal cinsiyet konusunda sergilediği akışkanlıkla biriktirdiği tüm puanları kaybetmesine neden olacak gibi duruyor.

Ezgi: Kadın karakterleri işleyişleriyle ilgili hiç bu kadar itildiğimi hatırlamıyorum. Bu dizinin en büyük farklarından biri, kadın karakterleri ters yüz edebilmesiydi. Mesela Sansa ve Hound konuşması insanı ne kadar irkiltti değil mi? Adam diyor ki benimle gelseydin bu kadar zulüm yaşamazdın… Sansa da sanki başından geçenlerden memnunmuş gibi cevap veriyor.

Fulya: Kesinlikle öyle. Zaten Sansa’nın başına gelenler sürekli tekrar ediliyor. Çünkü Sansa eğer olgunlaştıyşa, büyüdüyse, güçlendiyse bu kesinlikle onun hayatına öyle ya da böyle etki eden erkeklerden kaynaklanıyor olmalı. Oysa ki Sansa’nın dönüşümü (eğer öyle bir dönüşüm varsa, ki var ancak tam da bu nedenlerden dolayı itici duruyor) tamamen kendisiyle ilgili olmalı. Joffrey’dir, Ramsey’dir… Ne diye hâlâ bu adamları anıyorsunuz arkadaş.

Ezgi: Tamam anladık, evet Sansa eskisi gibi değil, başından geçenlerden sonra illa ki değişti. İlk bölümden beri Sansa’nın ne kadar değiştiği konuşuluyor, kadın tek boyuta hapsediliyor. Vallahi şiştim.

Koray: Her izlediğimde sanki didaktik bir dış ses “Bak, Westeros ilk bölümde dikiş nakış dikmeye çalışan küçük bir kıza ne yaptı,” diye bağırıyor gibi hissediyorum.

Fulya: Game of Thrones için ilk zamanlarda feminist bir dizi diyebilirdim. Şöyle ki; evet dizide her zaman seks vardı, şiddet vardı, alfa erkek karakterler vardı, Ned, Robert, Jamie gibi… Ama bir yerden sonra bir baktık, tahtta bir kadın oturuyordu ve onun rakibi de kadındı. Kadın suikastçiler vardı, şövalyeler vardı, politikacılar vardı. Evet, kadın vücudunun teşhirine yine sürekli rastlıyorduk ancak yukarıda saydıklarım, senin benim gibi fantastik çalışmaları seven kadınlar için gayet yeterliydi. Şimdi geldiğimiz nokta şu: İki bölüm önce inanılmaz yoğun bir sahneyle şövalye ilan ettiğin kadını, bir adamın arkasından perişan halde ağlarken gösteriyorsun bize. Ne yapmaya çalışıyorsun? Brienne’i zırhı olmadan gördüğümüz çok nadir sahnelerden biriydi bu bu arada.

Ezgi: Evet çok daha özel bir an olmalıydı aralarında. Belki de Brienne, Jamie’ye eehh yeter deyip onu yatağa atmalıydı. Niyeyse birden Brienne’in bekareti konumuz oldu.

Fulya: Tanrım çok gereksizdi o mevzu.

Koray: Fulya’nın söz ettiği yüzeysel feminizm yorumu, sadece GoT için değil bu sıra birçok yapım için de geçerli. Geleneksel cinsiyet kabullerini dikkate almadan kadınları güçlü karakterler olarak resmetmek, gelen ilk fırsatta o güçlü pozisyon için tekrar ataerki üretmek anlamına gelebiliyor. Güçlü Cersei yapıyorsunuz ama yanına mutlaka bir “anne” kavramını dayıyorsunuz, güçlü bir Dany ortaya çıkarıyorsunuz fakat bir bölümde Naharis’i kendi politik hırsları uğruna arkada bırakan Dany’yi duygusal bir canavara dönüştürüyorsunuz. GoT senaristleri için sıradanlık ve klişe meğerse tetikte bekliyormuş.

Ezgi: Hayır, kadın karakterleri böyle kötü duruma düşürdükleri yetmiyor bir de erkekler de ucuz melodramatik erkeklikler yapıyorlar. Jamie tam kendisini iyiye götüren kadının yanında duramayıp habire psikopat sevgilisine dönen adam portresi çizmedi mi? Bakma senin yanında iyi olduğuma ben aslında kötüyüm dedi adam baya bildiğin…

Fulya: Jamie madem sonunda bu noktaya gelecekti, adamın karakterinin dönüşümünü neden o şekilde inşa ediyorsunuz? Neden Cersei’yi terk etti, geldi o zaman? Ya bundan önce yaptıklarınız saçmalık ya da bundan sonra gelecekler tamamen düzmece diye düşündürtüyor insana. Gendry peki?

Ezgi: Gendry’de de tam ilk kez öpüşmüş erkek salaklığı vardı. İlk kez öpüştüğü kıza evlenme teklif eden mahalle delikanlısı. Ama kız onu bir mendil gibi kullanıp kenara attı.

Fulya: Ahahah. Eee ama öyle yani şimdi. Sen Arya’yı hiç mi tanımadın arkadaşım? Kulağının yanından ok uçuruyor yani hatun. Gelsin, ölümün tüm yüzlerini görmek için sabırsızlanıyorum diyor. Night King’i öldürüyor, sonra sen gel leydim ol diyorsun. Olmaz…

Ezgi: İstersen sana iki kap da yemek yapsın, ister misin? Gerçekten o kadar lüzumsuz ama o kadar lüzumsuz olmuş ki… Diziyi Türkiye’de de yazmıyorsunuz, hayırdır siz?

Fulya: İşte bu hiçbir amaca hizmet etmeyen sahneler bitiriyor beni zaten. Ne gerek var yani…

Koray: Hele de gereken birçok sahneyi göstermeden bunu yapıyorsanız.

Ezgi: Bakınız şimdi bir lüzumsuzluğa daha değineceğim; Dany’nin bir ejderhasının daha ölmesi çok lüzumsuzdu. Kimsede de o kadar dramatik etki yaptığını düşünmüyorum. Missandei’nin ele geçmesi ve Cersei tarafından öldürülmesi sonucu Dany’nin ikinci darbeyle iyice hınçlanması zincirini ben hiç yemedim. Güya Dany üst üste kayıplar yaşayacak da iyice psikopata koşacak. Yefffffffffff…

Fulya: Şu son nidadan daha iyi tarif edecek bişi yok duygularımı gerçekten. Şimdi zaten sen ejderhanın üzerindesin, kuşbakışı uçuyorsun. Bir kaya parçasının arkasına saklanmış gemileri görmemen imkansız. Zaten senin kendi mekânına bu kadar savunmasız gidiyor olman başlı başına bir saçmalık. Rhaegal boşu boşuna öldü. Missandei’nin başına gelenlerse tamamıyla yine bu kadın karaktere yapılan bir haksızlıktı. Missandei, kölelikten kurtulmuş, evine dönmek isteyen bir karakterdi. Son birkaç senesini Dany’nin yanında geçirmişti çünkü onun köleliğe karşı verdiği savaşa inanıyordu. Ama sen yine bunca sezon inşa ettiğin karakterin arkını tamamlamadan, kadını resmen yem gibi kullanıp öldürüyorsun. Missandei, beyaz olmayan tek kadındı dizideki aynı zamanda.

Ezgi: Ben hiç o açıdan düşünmemiştim… Bir ara Dornelular denkleme girmişti beyaz olmayan kategorisinden.

Fulya: Yolculuğa eşlik eden karakterlerin arasında tekti ama. Boşu boşuna öldü. Sahne çok iyi çekilmişti. Yönetmen David Nutter, zaten böyle geçiş-doldurma bölümlerini çekmekte başarılı. Grey Worm’un kafasını çevirdiği an falan, muhteşemdi.

Ezgi: Ya ama bizim olan biten birçok şeyden hiç etkilenmiyor olmamız çok acı değil mi? Senelerdir bağ kuruyoruz bu karakterlerle ve seyirci hiç hesaba katılmadan öyle dan dun ilerleniyor. Yine Episode’un yazarlarından Deniz’le (Turgay) konuştuk. O diyor ki; “Bu yavanlığın nedeni, kitaptaki hikâyeyi diziye uyarlamak isterken üzerine sürekli bir şeyler koymak istemelerinden değil, aksine kitaptaki malzemelerden işlerine geldiği gibi eksiltme yaptıkları için böyle oluyor.” Mesela şöyle bir alıntı yapayım kendisinden: Varys, kitapta topraklarına çok bağlı bir adam o yüzden Targeryenleri iktidarda görmek istiyor. O yüzden de deniz ötesinden Dany’i alıp taaa buralara bu şekilde getiriyor. Ama normalde Varys’in vaktiyle sakladığı bir Targaryen bebeği daha var. Ona da yatırım yapıyor ve Westeros üzerindeki kazanma iddiasını yüzde 100 tutuyor. Aslında Jon Snow, kitapta başka bir Targaryen bebeğinin özelliğiyle birleştirilmiş…

Fulya: Kesinlikle çok mantıklı.

Ezgi: Şöyle bir ayrıntı daha var kitapla ilgili; Euron, Night King’i Westeros’a salan asıl kişi. Bir tane ejderha borazanı var elinde, büyülü bir nesne. Onunla ejderhayı alıp duvarı yıkıyor ve Akgezenler’in güneye inmesini sağlıyor. Kendisi de bu esnada, King’s Landing’i alıyor. Böyle bir durumda da Akgezenler’i yenmek sadece işin bir kısmı oluyor. Çünkü ondan sonra ejderhalara flütle söz geçirebilen Euron’u yenme safhası var.

Koray: Euron’ın neden bir türlü bir yere yerleşemediği şimdi anlaşıldı. Ezgi’nin anlattığı hikâyedeki eksiltmelerin senaristler ne yaparsa yapsın yavan bir son sezon yaratacağı ortadaymış. Altı bölümlük son bir sezonun hikâyeyi tam bütünlüklü şekilde bitiremeyeceğini görmek için müneccim olmaya gerek yok. Fakat belli tercihler de yapılabilirdi, senaristler biraz ona da yanaşmamış gibiler. En azından belki Night King tarafı daha derinlikli işlenebilirdi. Kalan iki bölümü dikkate aldığımda Cersei tarafının da ağızlarda tat bırakacak şekilde sonuçlanacağını çok düşünmüyorum. Hikâyenin ana iki çıpası da çok kötü işlenerek çözümlenecek. Gerçekten yıllar sonra GoT‘u da Lost gibi bozulmasıyla hatırlayacağız.

Fulya: “Senaristlerin özellikle son sezonda kitaptan kopmuş olmalarının dizinin ruhuna ne kadar zarar vereceğini göreceğimiz bir sezon olacak bu,” demişti Koray, ilk bölümün değerlendirmesini yaparken. Gerçekten de öyle oldu. Senaristler zaman, mekân ve önemli hikâye ayrıntılarını neredeyse tamamen göz ardı ettiler. Dizi, gerçeklik algısını yitirdi. Evet bu sezonun bölüm süreleri daha uzun ancak Dany neredeyse birden bire delirdi, koskoca ordular 2 dakika içinde sezonlaaarca yürünen yolu aştılar… Ve önümüzde sadece iki bölüm kaldı. Hiç umutlu değilim. Bu arada IMDB’ye bakıyordum, bu bölüm, The Last of the Starks bölümü 6,6 puan almış. İnanılır gibi değil.

Ezgi: Hahahaha gerçekten tokkkaaat gibi cevap olmuş. Biraz da başkaları tokat atsın çünkü biz daha ne kadar atabiliriz…

(*) “Mary Sue” terimi, 1973’te Paula Smith adlı bir Star Trek hayranı tarafından türetildi. Smith, gerçek dışı kadın karakterler görmekten duyduğu rahatsızlığa istinaden, editörlüğünü yaptığı fanzinde yayınlanan bir hikâyede, kusursuz ve idealize edilmiş bir kadın karaktere Mary Sue ismini verdi. Bu, o günden sonra özellikle de film, dizi ya da romanların hayran kitleleri tarafınca üretilen kurmaca eserler jargonunda “inanılırlığını yitirecek kadar kusursuz” kadın karakterlere atfedilen bir terim haline geldi…

Editör

Aralık 2016'da yayın hayatına başladı. Spinoff'u, prequel'i, sequel'i, remake'i, eşi benzeri muadili olmayan, Türkiye'nin tek DİZİ KÜLTÜRÜ dergisi ve web platformu...

Related post

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir