Hafsanur Sancaktutan: “Son Yaz benim içimde hep küçük bir çocuğu anımsatıyor”

     Hafsanur Sancaktutan: “Son Yaz benim içimde hep küçük bir çocuğu anımsatıyor”

    Özlem Özdemir’in Hafsanur Sancaktutan ile yaptığı bu röportaj Episode’un Haziran dijital sayısında yayımlanmıştır.

    Sezon finaliyle en çok konuşulan ve yeni sezonu merakla beklenen Son Yaz dizisinde Yağmur karakterini canlandıran Hafsanur Sancaktutan, Episode’un kapak konuğu. 

    Gülperi ve Aşk Ağlatır dizilerinden sonra Son Yaz’da hepimizin dikkatini çeken 21 yaşındaki oyuncu, belli ki önümüzdeki dönemde daha da fazla konuşacağımız, canlandıracağı yeni karakterleri merakla bekleyeceğimiz isimler arasına girecek. 

    Hafsanur Sancaktutan’la Son Yaz’ı, Yağmur’u ve çok daha fazlasını konuştuk.

    Bu röportajla sizi daha yakından ve iyi tanımak  istiyoruz, o yüzden en baştan başlayalım 🙂 Nerede doğdunuz, büyüdünüz, nasıl bir ailede yaşadınız?

    İstanbul’da doğdum, çocukluğum sokakta, ağaçların tepesinde geçti. Ben hep erkek gibiydim, bacaklarım hep yara içinde olurdu ve bu durumdan hiçbir zaman şikâyetçi olmadım. 🙂  Geleneklerine bağlı bir ailede yetiştim.

    Lisede tiyatroyla tanışmışsınız sanırım, edebiyat öğretmeninizin yönlendirmesiyle… Burayı biraz detaylandırmanızı isteriz. Tiyatroyla, sanatla nasıl tanıştınız, sahneye çıkma kararını nasıl aldınız?

    Lise birinci sınıfta kulüpler için sınıflara duyuru yapılıyordu ve tiyatro kulubü için bir edebiyat öğretmeninin adını söylemişlerdi, şansıma Emin Hoca edebiyat öğretmenim oldu ve sınıfa geldiğinde kendisinden, tiyatroya verdiği değerden çok etkilenmiştim. Seçmeler olacaktı ve bir gün hocam derse girmeden ben bir arkadaşımla anlaştım, biz kavga etmeye başladık hoca gelmeden ve sonra ağladım. “Ne oldu? Durun artık!” dediğinde bir şeyler uydurmuştum ve bizi kenara çekip aramızı bulmak istemişti, bende oyunu devam ettirmiştim. “Beni kabul ediyor musunuz?” dedim 🙂 Hocam şoke oldu ve beni seçti özel tiyatro ekibine, kulüp yöneticisi de olmuştum aynı zamanda.

    2018’de yani henüz 18 yaşındayken Gülperi dizisiyle ekranda yer almaya başladınız. Nasıl başladı TV macerası, deneme çekimlerine mi gittiniz, bir menajerle anlaşmış mıydınız? Bunları biraz da sizin kuşağınızdan bu yola çıkmayı hedefleyen insanlara da fikir vermesi için detaylandırmanızı rica edeceğiz.

    Bir ajanstaydım ve ilk başlarda sürekli reklam auditionları geliyordu, ben de çok hevesli olduğum için   gidiyordum görüşmelere ama öyle kolay olmadı. Bir reklam için bile defalarca  elemeleri geçmen gerekiyordu ve bunları  tek başıma yapıyordum. Pendik’ten hiç bilmediğim Avrupa yakasına geçiyordum sürekli, kaybolduğum yollarda durup ağladığım çok oldu. Hatta yol paramın olmadığı, yürümek zorunda kaldığım yollardan bugün arabayla geçerken duygulanıyor ve şükrediyorum.

    Son Yaz’ın kadınları güçlü! Erkeklere hata yapmanın normal bir şey olduğunu ve bununla başa çıkmanın göründüğü kadar gurur kırıcı bir davranış olmadığını anlatıyor, benim için bu çok kıymetli.” 

    Son Yaz, oyunculuk kariyeriniz için de bir anlamda dönüm noktası diyebilir miyiz? İzlenen, sevilen ve senaryosuyla da farklı bir dizi… Ne anlam ifade ediyor Son Yaz sizin için? Nasıl karar verdiniz projenin içinde olmaya, sizi ikna eden yanları neydi senaryonun?

    Son Yaz benim içimde hep küçük bir çocuğu anımsatıyor,  kendimi geliştirebildiğim, yaparken keyif aldığım bir iş. Yağmur’un gücünü sevdim, kendine güvenini,  yaparım dediğini yapmasını… Bugün bende de olmasını istediğim, hayran olduğum özelliklerinden biri, sanırım bu beni ikna etti.

    Yağmur derinlikli bir karakter, babasını çok sevmesine, ona hayran olmasına rağmen ondan uzakta büyümüş diyebiliriz. Annesine küçük yaşlardan itibaren destek olan, inatçı, özgüvenli, ayakları üzerinde durmak isteyen bir genç kadın… Siz nasıl tanımlarsınız Yağmur’u?

    Yağmur gözü kara, inandığından ve doğru bildiğinden şaşmayan ve özünde sevgiye oldukça aç bir kız. Yağmur aslında bir savcı ve bir  avukatın kızı olduğu için mükemmel olması ve hata yapmaması gerektiğini düşünen biriyken bunu aşabilmeyi öğrendi, sanırım sevgi insanı bir şekilde tedavi ediyor 🙂

    Son Yaz aksiyonu, suç dramasını, aile dizilerini hatta mizahi işleri bir potada eritebilen senaryoya sahip bence. Bu açıdan da izleyiciyi yakaladığını düşünüyorum. Ekranda görmeye alışkın olduğumuz işlerden hem senaryo hem oyunculuklar anlamında sıyrılıyor. Çok önemli oyuncularla birlikte çalışıyorsunuz, genç bir oyuncu olarak set size neler öğretti?

    Set bana dedi ki; “Bak daha yolun çok başındasın, öğreneceğin tonlarca şey var ama dikkat et, yutarken boğulma!” Genç yaşta şu anki konumumda olmak çok güzel fakat bunun değerini bilip daha nasıl ileri gidebilirim? Gönül verdiğim bu meslek kimlere nasıl dokunup ulaşabilir? Oyunculuk dışında burada kazandığım deneyimlerle neler yapabilirim? İnsanlarla nasıl iletişim kurmalıyım? İş-arkadaş-dost-eş ilişkilerinden başka biz ve ben olabilmenin bütün insanların ihtiyacı olduğunu ve buna saygı duyabilmeyi öğreniyorum rollerimi üstelenirken. 🙂 Roller bizi giyiyor, biz onları değil. Ve şu an  anne olmak da, kıskanç olmak da, mutsuz hissetmek de o an üzerimize giydiğimiz bir rol, o yüzden zaten hepimizin içinde oyunculuk var, bunun farkına vardım. O yüzden içimdeki türlü çeşit Hafsanur’un keşfindeyim.

    Son Yaz’da kadınların temsil edilme biçimini de önemsiyorum. Güçsüz gösterilmeyen kadınlarla dolu dizi. İstediklerinin, aşklarının, amaçlarının peşinden gidebilen; bunlar için gerekirse en sevdikleriyle de mücade edebilen kadın karakterler var. Ancak bir yandan da aile kavramını, baba-kız ilişkisini de çok duygulu ve doğru bir yandan anlatan bir hikâye akıyor. Neler söylemek istersiniz dizide kadın karakterlerin, aile kurumunun temsili hakkında?

    Son Yaz’ın kadınları güçlü! Erkeklere hata yapmanın normal bir şey olduğunu ve bununla başa çıkmanın göründüğü kadar gurur kırıcı bir davranış olmadığını anlatıyor, benim için bu çok kıymetli. Her ailede kırgınlıklar, ihmaller, yanlış anlaşılmalar oluyor çünkü insanız. Özümüz çok değerli, aile olabilmek dünyanın en değerli mirası, bunun farkına varıp geleceğimize sahip çıkmalıyız.

    Şimdi biraz dinlenme zamanı sanırım, set tekrar başlayana kadarki planlarınız neler?

    Sevdiklerimle birlikte olup kendimi dinlemek istiyorum.

    Geleceğe dair planlarınızdan söz etmişsiniz bir röportajınızda, psikoloji okumak istediğinizden… Hâlâ aynı fikirde misiniz? Hem eğitim hem oyunculuk anlamında planlarınız neler?

    Daha önce de bahsetmiştim ve fikrim değişmedi. Kendimi birçok alanda eğitmek istiyorum hatta yakın zamanda çello eğitimi almaya başladım, aynı zamanda bir çellist olabiliriim. 🙂

    Fanlarınızla yaşadığınız en ilginç an?

    Unutamadığım bir olay yaşamadım ama  beni genelde şaşırtıyorlar. Onlara saygım var çünkü hiç karşılık beklemeden birini sevmek çok değerli bir şey. Onlar sayesinde varız, iyi ve kötü olsa da onlara şaşırmamak elde değil.

    Yağmur, polisiye seven bir karakter. Sizin sevdiğiniz, özellikle öne çıkan bir tür var mı?

    Suç, aksiyon, gerilim ve içinde bilimkurgu olan her şeye bayılıyorum. Psikolojiye zaafım var, insanları analiz etmeyi seviyorum. Bugün oldukları insanı inceleyerek çocukken onları yetiştiren ebeveynleri tahmin edebiliyorum, bu çok güzel bir şey benim için.

    Hafsanur Sancaktutan ile KISA KISA

    Setin en eğlencelisi: Sezer

    Setin en konuşkanı: Alperen

    Setin en suskunu: Halil

    Setin en enerjiği: Semih Hoca

    Modunuzu yükseltmek için dinlediğiniz şarkı: Yann Tiersen – “La Valse d’Amelie” (ilkokul zil sesimdi)

    Gün içindeki vazgeçilmeziniz: Filtre kahve

    En sevdiğiniz semtler/yerler: Dağların, yeşilin bol olduğu her yeri sevebilirim.

    Bir gün mutlaka gitmek istiyorum dediğiniz bir ülke/kent: Guyana

    Benzer İçerikler