İlk Adımlar

 İlk Adımlar

Şimdi dönüp bakınca ilk heyecanları, anıları, sizi siz yapan tüm detaylarıyla yeniden gün yüzüne çıkan karantina sürecine bir minik teşekkür etmek istiyor insan. Yaşanan kötü dönem hepimizi zorlasa da unuttuğumuz ilklerimizi de tazeliyor.

Yıl 2020 ve şu yaşadığımız süreç film gibi… Tüm dünya neyin içine çekiliyoruz derken aslında kendi içimize çekilip bazen hatalarımızla bazen özlemlerimizle ve en çok da bu zamana kadar yaptıklarımızla baş başa kalıp geçmişimizi, yaşanmışlıklarımızı sorgular, anılarımızın hepsinin içine balıklama atlar olduk. Her yüzleşme nasıl olursa olsun iyi gelir insana, bana yaradığını söyleyebilirim… O anıların içinde kaybolurken zamanında kalp ritmimizi değiştiren ama yıllar geçtikçe yerine yenileri geldiği için unuttuğumuz o özel anlarımıza da bir selam çakıyoruz tabii ki.. Mesela geçen gün Hisseli Harikalar Kumpanyası müzikalinin 2007’de yeniden sergilendiği oyunun yayınına denk geldim. 19 yaşında çok heyecanlı bir kızla gözlerimiz buluştu izlerken. Sahnede sesi titreyen, gözlerindeki heyecanın ellerinden belli olduğu bir kız çocuğu… Bendeniz, Hisseli’nin tombul kızı Şebnem. İzlerken görüntüler birbirine girdi, anılar yerlerinden çıkıp o sahneye nasıl adım attığımı hatırladı…

Yıl 2007. O zaman BKM Mutfak’ta öğrenciyiz. Aldığımız eğitimlerin sınavını yazdığımız, oynadığımız skeçlerle haftanın 3 günü mutfakta kabare yapıyoruz. Beraber ne skeçler oynadık ve kimler kimler gelip izlemedi ki bizi… Ne unutulmaz bir dönemdi derken bir gün Haldun Dormen geldi izlemeye. Bizim heyecanımız hep aynı yükseklikte olurdu ama hocalarımız geldi mi bu heyecana biraz da korku, tedirginlik eklenirdi. Sonuçta sınav gibi bir gösteri. 

Gece mükemmel ilerlerken ara oldu. Yılmaz Hoca, herkes aşağıya, dedi ve atölyeye indik. Biz beklerken Yılmaz Hoca içeri girdi, arkasından Haldun Hoca ve asistanı. Bizi tebrik etti, aldığı enerjinin güzelliğini, gençliğimizi överken birden aramızdan birine bir iş teklifi edeceğini söyledi. Bir anda sessizlik oldu ve herkes birbirine bakmaya başladı, aslında o kısacık saniyelerin nasıl uzadığını hâlâ hatırlıyorum. Meraklı bekleyişin aslında belki beş saniyelik bir es sürecinin uzun dakikalar gibi gelmesinden sonra bir sesle irkildim.

“Sen,” dedi, “Hisseli Harikalar Kumpanyasını yeniden sahneye koyuyorum, tombul kızım Şebnem olur musun?” O an kal gelir ya, heh, aynen öyle kalakaldım ve babasından izin isteyen çocuk gibi Yılmaz Hocam ile göz göze geldim. Hocam gülerek başıyla onayladı, zaten benim onayıma gerek mi vardı? Daha 19 yaşında, Haldun Hoca’dan teklif almışım, söz söylenebilir miydi? 

Şimdi dönüp bakınca ilk heyecanları, anıları, sizi siz yapan tüm detaylarıyla yeniden gün yüzüne çıkan karantina sürecine bir minik teşekkür etmek istiyor insan. Yaşanan kötü dönem hepimizi zorlasa da unuttuğumuz ilklerimizi de tazeliyor. 

19 yaşındaki Pelin’i yeniden günümüze taşımama yardımcı oluyor. Şimdi diyorum ki haydi şu virüsten kurtulup yeniden sahnelerde buluşalım. Yarım bıraktığımız her şeye daha büyük bir özlem ve coşkuyla döneceğine emin bir 32’lik ama ruhu 19’luk Pelin yeniden “Perde” demeyi bekliyor. Elbet buluşacağız, çünkü bu böyle yarım hiç kalamaz… Daha nice sahneler, kahkahalarımızın birbirine karıştığı günlere…

Değişim içten gelir

Dönüm noktaları vardır hayatlarımızda, bir sabah kalkıp aldığımız kararlar… Aslında anne karnına düştüğümüz andan itibaren hep bir değişim içindeyiz. Hep bir büyüme, gelişme, yenilenme. Çoğunu farkında olmayarak atlattığımız, en büyük değişimlerin arkasına sığındığımız dönüşüm süreçlerimiz. Tabii ki diyorsunuz, biz en çok gözle gördüğümüzü merak ediyoruz. Heh, biraz öyleyiz tabii, gözle görünenler her zaman daha dikkat çeker. Peki ya, içsel değişim ve farkındalık? Pelin Öztekin denince akla gelen birkaç başlıktan biri, son 7 yılda evrildiğim görüntüm. Sizce bu evrilme sadece görsel olabilir mi veya yaşadığım bilinçlenme? 

Görsellik, her zaman göze hitap eden en dikkat çeken değişim, kabul ediyorum ama aklınız değişmezse görselin değişmesi sizi bir yere götürmez. 2014’te aldığım bir kararla 156 kilo olan yolculuğum günümüzde beni 70’lik bir hatuna çevirdi. Mutlu muyum? Çokkk… 

Önemli olanın nasıl yola çıktığınız olduğunu unutmayın. Ben fıstık gibi olacağım değil de sağlıklı olmak istiyorum diyerek bir adım atmıştım değişime. İyi ki atmışım 7 yıl önce. Şimdi dönüp baktığımda o ponçik Pelin içinde asla pişman olmadım. 27 yıl beni ben yapan tüm anlarımda benimle olan kilolarımla hep barışık oldum. Çünkü asıl değişim kendini, her halini sevmekten gelir. Kaçınız aynaya bakıp, “Kız ne tatlısın!” veya “Seviyorum kız seni!” diyor? Demiyorsanız deyin. Beden değişir, kilo alınır, verilir ama sevgi değişmez. Önce kendinize, bedeninize, ruhunuza saygı duyun, o zaman tüm yolculuklar unutamayacağınız serüvenlere dönüşür. 

Pelin Öztekin’in bu yazısı Episode’un 20. sayısında yayımlanmıştır.

Benzer İçerikler