Televizyonun reklam krizi, oyuncuların kaşesi ve kimsenin pek konuşmak istemediği o meşhur içerik meselesi üzerine bir pazar yazısı.
Televizyon dünyasında yine kriz var. Reklam gelirleri düşüyor, maliyetler artıyor, diziler pahalı, oyuncular daha da pahalı. Herkes hesap makinesine sarılmış durumda. Üstelik bu kez hesap makinesinin ilk tuşuna oyuncuların kaşeleri yazılmış.
Magazin mikrofonları da görev başında: “Sizce oyuncular ücretlerinde indirime gitmeli mi?”
Peki neden yalnızca oyuncular? Televizyon dediğimiz devasa makinenin bütün ekonomik sorumluluğunu bir başrol oyuncusunun banka hesabına yüklemek ne kadar kolay.
Üstelik oyuncu kaşesi üzerinden başlayan indirim pazarlığının nerede biteceği de belli. Bu sektör bir piramit. En tepede görünen rakam aşağıya doğru kostümcüye, ışıkçıya, set işçisine kadar uzanıyor. Tepeden başlayan tasarrufun aşağıya zam olarak indiği de pek görülmedi.
Hangi Arzın Talebi?
Asıl merak ettiğim şu: Televizyon kanalları en son ne zaman izleyiciye yeni bir şey teklif etti?
Bugün ana akım televizyonun akşam menüsü belli. Haber, dizi, biraz futbol. Gündüz kuşağını da kendi evreninde bırakırsak geriye pek bir şey kalmıyor.
Bir zamanlar yarışmaların, eğlence programlarının, talk show’ların, müziğin, mizahın ve türlü televizyon deliliklerinin yaşadığı ekran, şimdi neredeyse yalnızca dizilerin nöbet tuttuğu bir yere dönüştü.
Sonra da “İzleyici bunu istiyor” deniyor.
Acaba izleyici gerçekten bunu mu istiyor, yoksa yıllardır önüne yalnızca bu mu konuyor?
Dünya Bizi İzliyor, Biz Birbirimizi Tekrarlıyoruz
Türk dizileri dünyanın dört bir yanında izleniyor. Karakterlerimiz başka dillerde konuşuyor, aşklarımız kıtalar dolaşıyor. Müthiş bir başarı. Fakat yurt dışı satışlarına duyulan haklı heyecan, içerideki izleyiciyi biraz fazla garanti görmemize neden olmuş olabilir mi?
Bir dizinin kaç ülkeye satıldığı kadar, kendi ülkesinde nasıl bir televizyon kültürü yarattığı da önemli.
Dijital platformlar hayatımıza girdiğinden beri ana akımın yaratıcı cesareti iyice azaldı. Yenilikçi fikirlerin adresi dijital, o da arada ana akımın heyecanlarını yaşıyor. Ve televizyonun görevi ise bildiğini tekrar etmekmiş gibi.
İşin komiği, televizyonda reytingine burun kıvrılan kimi içerikler, aynı kanalın YouTube hesabında milyonlarca kez izleniyor. Demek ki bazen mesele içerikte değil, izleyiciye nerede ve nasıl ulaştığınızda.
Başrol Kim, Peki Fikir Nerede?
Yeni oyuncular neden yetişmiyor diye soruyoruz. Ardından yeni projenin başrolünde hangi tanıdık ismin olacağını bekliyoruz. Yaratıcılığı yıldız kadrosuyla, başarıyı da ilk bölüm reytingiyle ölçen bir alışkanlığımız var.
Reklam dünyası değişti. Bütçeler dijitale kaydı, izleme alışkanlıkları dönüştü. Televizyonun da değişmesi gerekiyor. Ama değişim yalnızca oyuncunun ücretinden başlayamaz.
Madem ana akım televizyon her eve giriyor, neden o evlere daha fazla fikir, daha fazla tür, daha fazla sürpriz götürmüyoruz?
Belki de televizyonun en pahalı meselesi oyuncuların kaşesi değildir.
Yıllardır aynı fikri yeniden satın alıyor olmamızdır.
