NEM Dubrovnik 2026 sayımız için Çirkin dizisinde Lale karakterine can veren Başak Gümülcinelioğlu’yla konuştuk.
Lale, hikâyede daha çok İstanbul’un kurallarıyla var olan, güçlü ve yerleşik bir dünyaya ait bir kadın gibi duruyor. Siz bu karakterle ilk karşılaştığınızda onu nasıl tanımladınız?
Lale’yle ilk karşılaştığımda onu dışarıdan bakınca çok güçlü, çok kontrollü ve ne istediğini bilen bir kadın gibi gördüm. Ama biraz derine indikçe aslında o kontrol ihtiyacının altında büyük bir kırılganlık olduğunu hissettim. İstanbul’un “kusursuz görünme” baskısıyla büyümüş biri gibi… Her şeyi doğru yapmak, güçlü görünmek, kaybetmemek zorunda hisseden kadınlardan. Bence Lale’nin en acıklı tarafı da tam olarak bu; hep çok güçlü görünürken aslında en çok sevilmeye ve görülmeye ihtiyaç duyan kişi olması.
Lale, Kadir’in hayatında güçlü bir yerde duruyor… Siz bu ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz; bu bir aşk mı, yoksa kurulu bir düzen mi?
Bence Lale ve Kadir ilişkisi sadece “aşk” ya da sadece “düzen” diye açıklanabilecek bir ilişki değil. Birbirlerine gerçekten ait hissettikleri taraflar var ama aynı zamanda ikisinin de kurduğu bir dünya, bir alışkanlık, bir hayat biçimi de var. O yüzden çok gerçek geliyor bana. Çünkü gerçek hayatta ilişkiler bazen sadece büyük aşklardan değil; emekten, alışkanlıklardan, korkulardan, vazgeçememekten de oluşuyor.
Hikâyede bir yanda Meryem, diğer yanda sizin karakteriniz var. Biri daha çok geçmişi ve duyguyu temsil ederken, diğeri bugünü ve kurulan hayatı temsil ediyor gibi… Siz bu karşıtlığı nasıl yorumluyorsunuz?
Meryem ve Lale aslında birbirinin tam zıttı gibi görünseler de bence çok benzer yerlerden yaralanmış iki kadın. Sadece hayatta kalma yöntemleri farklı. Biri daha duygusuyla, daha içgüdüsel yaşıyor; diğeri kontrol ederek, kusursuz olmaya çalışarak… Ama özünde ikisi de sevilmek, değer görmek ve hayatta kendine güvenli bir yer açmak istiyor. O yüzden ben bu hikâyeyi iki kadının savaşı gibi değil, iki farklı kadınlık hâlinin çatışması gibi görüyorum.
“Çirkin” başlığıyla kurulan hikâyede, Meryem’in toplumun “çirkin” diye etiketlediği bir yerde durduğunu; Lale’nin ise daha “güzel” kabul edilen bir dünyaya ait olduğunu görüyoruz. Sizce bu durum, toplumun kadınlara bakışını nasıl yansıtıyor?
Bence hikâye tam da toplumun kadınlara bakışındaki çelişkiyi gösteriyor. Kadınlardan hem “güzel”, hem güçlü, hem sakin, hem fedakâr olmaları bekleniyor. Ama bir kadın o kalıpların dışına çıktığında çok hızlı şekilde etiketlenebiliyor. “Çirkin” aslında burada fiziksel bir şey değil bence… Toplumun kabul etmediği, susturamadığı, kontrol edemediği her şeye bazen “çirkin” deniyor. Bu yüzden hikâyeyi çok kıymetli buluyorum.
Yakın zamanda annelik deneyimi yaşadınız. Bu yeni duygu, bir karaktere yaklaşımınızı ya da duygularla kurduğunuz ilişkiyi değiştirdi mi?
Annelik bende çok şeyi değiştirdi. Dünyaya, insanlara ve duygulara bakışımı daha yumuşattı diyebilirim. Bir karakteri oynarken artık sadece ne yaptığını değil, neden yaptığını da daha derinden düşünmeye başladım. Çünkü insanın iç dünyasını, korkularını, sevgisini daha yoğun hissetmeye başlıyorsunuz. Annelik bana duygusal olarak başka bir kapı açtı.
Lale’yi oynarken sizi en çok zorlayan duygu ne oldu?
Lale’yi oynarken beni en zorlayan duygu kırılganlığını saklama hâli oldu. Çünkü bazı insanlar acısını çok bağırarak yaşar, bazılarıysa asla belli etmez. Lale ikinci tarafta. Onun güçlü görünmeye çalışırken içten içe parçalanmasını anlamak ve bunu çok ince bir yerde tutmak benim için en zor ama en heyecan verici taraflardan biriydi.
Eğer Lale kendine dışarıdan bakabilseydi, sizce hayatıyla ilgili neyi fark ederdi?
Sanırım ilk kez gerçekten ne kadar yorulduğunu fark ederdi. Çünkü Lale sürekli savaş hâlinde yaşayan biri gibi. Kontrol etmekten, güçlü görünmekten, kaybetmemeye çalışmaktan çok yorulmuş biri… Belki biraz durup kendine dışarıdan bakabilse “Ben gerçekten mutlu muyum?” sorusunu ilk kez dürüstçe sorardı.
Çirkin, bu sezonun başarılı dizilerinden biri. Sizce seyirciyi hangi duyguyla daha çok yakaladı, neden sevildi?
Bence seyirciyi en çok gerçek duygular yakaladı. Hikâyedeki karakterlerin hiçbiri tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Herkesin yaraları, korkuları, hataları var. İnsanlar da kendilerinden bir parça buldu diye düşünüyorum. Bir de dizinin çok sahici bir duygusu var. Acıyı da sevgiyi de parlatmadan anlatıyor. Seyirci bunu hissediyor.
Çirkin’in global yolculuğu da başlıyor, dizinin farklı ülkelerde de seyirciyle buluşacak olması size neler hissettiriyor?
Bu beni çok heyecanlandırıyor açıkçası. Çünkü duyguların dili gerçekten ortak. Daha önce farklı ülkelerdeki izleyicilerle çok güzel bağlar kurma şansım oldu. Bu sebeple de seyircilerin dillerinden oluşan 10 dilde 10 şarkı projesini tasarladım. Farklı kültürlere ilgi ve çok saygım var. Şimdi Çirkin’in de başka ülkelerde insanlara ulaşacak olması çok özel hissettiriyor. Lale’nin hikâyesinin farklı coğrafyalarda da karşılık bulacağını düşünüyorum. Çünkü aidiyet, aşk, kırılganlık, görünme arzusu… Bunlar hepimizin ortak duyguları.
