Episode Dergi Mayıs sayısında Orçun Onat Demiröz, oyuncu ve sunucu Aslı Turanlı’yla The Original Roots kitap kulübünü konuştu.
Aslı Turanlı’yı oyuncu ve sunucu olarak tanıyoruz. Ancak bu aralar daha farklı bir işle ve sosyal sorumluluk projesiyle gündemde. Ülkemizdeki kültür sanat habitatının erozyona uğradığı, okuma oranlarının giderek düştüğü ekonomik buhran döneminde The Original Roots isimli bir kitap kulübü kurdu.
YouTube’a ve farklı platformlara uzanan bu kitap kulübü, aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi konumunda. Bir kitap topluluğu oluşturmayı ve yeni kuşaklara okuma alışkanlığı aşılamayı hedefleyen The Original Roots, dijital içeriklerle desteklenen, büyüyen bir anlayışa sahip. Her şeyin fazlasıyla uçucu ve fazlasıyla hızlı olduğu bir dönemde Aslı Turanlı ile köklere uzandık. Edebiyat ve felsefe ile kalın… Keyifli okumalar!

Heyecan verici yeni bir projen var, The Original Roots isimli bir kitap kulübü kurdun, hayırlı olsun. Bir kitap kulübü kurma ve bunu YouTube’a taşıma fikri nasıl gelişti?
Heyecanlıyım aslında. Hayatımda ilk defa bu kadar içime sinen bir şeyin peşinden gidiyorum diyebilirim. The Original Roots fikri, biraz kendi arayışımın sonucunda ortaya çıktı. Okudukça, düşündükçe şunu fark ettim: İnsanlar artık derinleşmekten uzaklaşıyor ama aslında buna çok ihtiyaç var. Kitap kulübü fikri de buradan doğdu.
YouTube’a taşıma kısmı ise tamamen erişilebilirlik meselesi. Okuma eylemini biraz daha “görünür” ve paylaşılabilir hale getirmek istedim. İnsanlar izleyerek de bağ kurabiliyor çünkü.
Kanalındaki ilk bölümlerinden birine ben de konuk oldum. Hamnet filmini ve Shakespeare’i konuştuk. Bildiğim ve konuştuğumuz kadarıyla The Original Roots’un sadece bir YouTube kanalı olarak büyümesini istemiyorsun. Farklı bir sosyal sorumluluk, toplumsal fayda da güdüyorsun. Kafanda nasıl bir yol haritası var, The Original Roots’u nasıl bir kulübe dönüştürmek istiyorsun?
Öncelikle konuk olduğun için çok teşekkür ederim, gerçekten çok keyifli bir bölümdü. Sen de bu kanalın büyük bir parçasısın, bunu özellikle söylemek isterim. Evet, kesinlikle sadece bir YouTube kanalı olarak kalmasını istemiyorum.
Benim kafamda The Original Roots daha çok bir “alan” aslında. İnsanların kendini geliştirdiği, düşündüğü, tartıştığı bir topluluk. Bunu bir kulübe dönüştürmek için hem fiziksel buluşmalar hem de dijital içeriklerle ilerlemek istiyorum. Atölyeler, söyleşiler, belki ileride kendi üretimlerimiz… Yani sadece tüketen değil, üreten bir topluluk. Sosyal fayda kısmı da burada başlıyor zaten.
Bir yandan da okuma alışkanlığının giderek azaldığı, yeni kuşağın edebiyattan, felsefeden, kitaplardan ziyade oyunlara, sanal evrenlere, yapay zekâya kafa yorduğu başka bir gerçeklik içindeyiz. Tahrip edici bir kültür sanat erozyonu yaşanıyor. Böylesi bir dönemde bu motivasyonu nereden buldun ve kitap kulübünü geliştirmenin zorlukları ne?
Bu motivasyon biraz da o bahsettiğin boşluktan geliyor. Gerçekten bir şeylerin yüzeyselleştiğini hissediyorum. Her şey çok hızlı, çok geçici. Ama kitaplar öyle değil.
Zorluk kısmı ise açık: İnsanların dikkatini çekmek zor. Çünkü alternatif çok fazla. Ama ben şuna inanıyorum; samimi ve gerçekten anlamlı bir şey yaptığında doğru insanlar seni buluyor. Zor olan büyümek değil aslında, özü korumak. En çok dikkat ettiğim şey bu.
Aynı zamanda oyunculuktan gelen ve tiyatro yapmış birisin. Eğitimin de farklı alanlarda. Kitap kulübünle tiyatroyu buluşturmak ya da farklı alanlara açılmasını sağlamak gibi düşüncelerin var mı?
Kesinlikle var. Hatta en çok heyecanlandığım konulardan biri bu. Tiyatro ve edebiyat zaten birbirinden ayrı düşünülemez. Kitapları sadece okuyup konuşmak değil, sahneye taşımak, canlandırmak, farklı disiplinlerle buluşturmak istiyorum. İleride okuduğumuz bir metni performansa dönüştürdüğümüz etkinlikler bile olabilir. Çünkü sanat dalları birleştiğinde daha güçlü bir etki yaratıyor.
Öte yandan Türkiye’deki yayıncılığı nasıl görüyorsun, en büyük eksiklikler neler ve sence Türkiye’deki kültür ekosistemini geliştirmek, okuryazarlık oranlarını artırabilmek için neler yapılabilir?
Türkiye’deki yayıncılık aslında çok kıymetli ama zor bir yerde. Ekonomik şartlar, kitap fiyatları, erişim gibi problemler var. Ama bence en büyük eksiklik, okuma kültürünün bir “alışkanlık” değil, “lüks” olarak görülmesi. Bunu değiştirmek için küçük yaşta kazanılan alışkanlıklar çok önemli. Aynı zamanda kitapları daha “cool”, daha ulaşılabilir hale getirmek gerekiyor. Belki de yaptığım şey biraz buna hizmet ediyor.
Peki, şu an hangi kitapları okuyorsun? Özel olarak ilgi duyduğun yazarlar ve türler var mı, varsa sebepleri neler?
Biraz karışık gidiyorum aslında ama bu aralar daha çok felsefe ve psikoloji alanlarına kaydım. Özellikle insan davranışlarını ve modern dünyada zihnin nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyorum. Mesela Dopamine Nation gibi kitaplar şu an çok ilgimi çekiyor; çünkü gerçekten içinde yaşadığımız çağın bağımlılıklarını çok net anlatıyor.
Aynı şekilde The Anxious Generation da yeni neslin neden bu kadar kaygılı olduğunu anlamak açısından çok çarpıcı. Bir yandan da klasiklere dönmeyi seviyorum. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu gibi daha duygusal ve insanın iç dünyasına dokunan kitaplar her zaman dengede tutuyor beni. Benim için okumak sadece bilgi almak değil, gerçekten kendini anlamak ve biraz da yavaşlamakla ilgili.
Son olarak, bir roman yazsan bu nasıl bir roman olurdu?
Sanırım bir roman yazsam bu, insanın iç dünyasını merkeze alan bir hikâyeyle ilgili olurdu. Büyük olayların değil, küçük anların, içten içe yaşanan kırılmaların ve kimsenin görmediği duyguların peşinden giden bir roman… Bana göre en güçlü hikâyeler, çok sıradan görünen ama insanın içinde fırtınalar koparan anlarda saklı. Bir bakış, bir cümle, belki de hiç söylenmeyen şeyler… İnsan hayatını asıl şekillendirenler bunlar.
Karakter olarak da çok “kusursuz” birini yazmazdım. Tam tersine, hatalarıyla, çelişkileriyle, kaçışlarıyla gerçek birini yazmak isterdim. Okuyan kişinin, “Ben de böyle hissettim,” diyebileceği bir karakter. Bence edebiyatın en güçlü tarafı, insana yalnız olmadığını hissettirmesi. Belki zaman kavramıyla da oynardım; geçmişle bugünün iç içe geçtiği, anıların bugünü etkilediği bir kurgu. Biraz melankolik ama aynı zamanda çok gerçek.
Tabii en önemlisi okur, kitabı bitirdiğinde hikâyeden çok kendisiyle baş başa kalsın isterdim. Çünkü iyi bir roman sadece anlatmaz; insana kendisini hatırlatır.
