NEM Dubrovnik 2026 sayımız için Çirkin dizisinde Cennet karakterine can veren Nur Sürer’le konuştuk.
Cennet, ilk bakışta sert ve mesafeli bir karakter gibi duruyor ama içinde çok katmanlı bir duygu dünyası var. Siz onunla ilk karşılaştığınızda ne hissettiniz?
Cennet’le ilk karşılaştığımda onun sertliğinin aslında hayata karşı geliştirdiği bir savunma olduğunu hissettim. Bazı insanlar sevgisini çok açık gösteremez; yaşadıkları onları daha mesafeli, daha kontrollü biri hâline getirir. Cennet’in içinde çok büyük bir korku, kaybetme duygusu ve yalnızlık var. Beni en çok o kırılgan tarafı etkiledi.
Meryem’in saçlarının kesildiği o an, onun hayatını ve kimliğini belirleyen bir kırılma noktasına dönüşüyor… Cennet için bu bir koruma refleksi ama aynı zamanda bir kimlik silme hâli. Siz bu sahneyi oynarken Cennet’in niyetini nasıl kurdunuz?
O sahneyi oynarken Cennet’in niyetini “kötülük” üzerinden hiç kurmadım. Tam tersine, kendi doğrusu içinde korumaya çalışan bir kadın gördüm. Ama bazen koruma içgüdüsü insanı çok sert yerlere götürebiliyor. Meryem’in saçını keserken aslında onu hayattan saklamaya çalışıyor; fakat bunu yaparken onun kimliğine de müdahale ediyor. O çelişki sahnenin en güçlü tarafıydı bence.
Cennet’in bir kararı, Meryem’in hayatını ve kimliğini belirliyor. Bu yükü taşıyan bir karakteri canlandırmak size nasıl hissettirdi?
Bir insanın hayatını belirleyen kararları taşıyan karakterleri oynamak oyuncu olarak ağır ama çok kıymetli bir deneyim oluyor. Çünkü Cennet yalnızca kendi korkularıyla hareket etmiyor; geçmişinin yükünü de Meryem’in hayatına taşıyor. O yükü hissederek oynamaya çalıştım.
Cennet, Meryem’i korumak isterken onu sınırlayan kararlar alıyor ama aynı zamanda ona bir şey olduğunda en çok telaşlanan kişi de yine o… Hatta Meryem’in yok sayılmasına bile izin vermiyor. Siz bu çelişkili hâli nasıl yorumluyorsunuz?
İnsan bazen en çok sevdiği kişiyi en fazla sınırlayabiliyor. Çünkü korku sevgiyi gölgeleyebiliyor. Cennet’in çelişkisi de burada başlıyor bence. Meryem’i korumak istiyor ama onu özgür bırakmaya cesaret edemiyor. Yine de Meryem’e gerçekten bir şey olduğunda en önce ayağa kalkan kişi o. Çünkü sevgisi çok gerçek.
Cennet’in geçmişinde, beklemek ve karşılık bulamamak gibi bir yara olduğunu hissediyoruz. Meryem’i aynı yalnızlıktan koruma isteği, onun bu sert tutumlarını nasıl şekillendiriyor?
Cennet’in geçmişinde beklemek, görülmemek ve karşılık bulamamak gibi derin yaralar olduğunu hissediyoruz. Bu yüzden Meryem’in de aynı acıları yaşamasını istemiyor. Ama bazen insan kendi yarasından kaçmaya çalışırken karşısındakinin hayatını daraltabiliyor. Cennet’in sertliği biraz da bundan kaynaklanıyor.
Daha önce Camdaki Kız’da, korumak adına kızının bedenine sınırlar çizen bir anneyi; şimdi ise Çirkin’de Meryem’i görünmez kılarak korumaya çalışan Cennet’i oynuyorsunuz… Sizce bir annenin sevgisi ne zaman korumaktan çıkıp kısıtlayan bir güce dönüşür?
Sevgi, karşı tarafın nefes alanını daraltmaya başladığında korumaktan çıkıp kontrol etmeye dönüşüyor sanırım. Özellikle anne karakterlerinde bunu çok görüyoruz. İyi niyetle başlayan şey zamanla korkunun yönettiği bir hâl alabiliyor. Hem Camdaki Kız’da hem Çirkin’de beni etkileyen taraf buydu; sevginin içindeki o ince sınır.
Eğer bir gün Cennet ile gerçekten oturup konuşabilseydiniz ona ne söylemek isterdiniz?
Sanırım ona “Biraz bırak… Her şeyi kontrol ederek kimseyi gerçekten koruyamazsın” derdim. Çünkü bazen sevdiğimiz insanın düşmesine, hata yapmasına, kendi yolunu bulmasına da izin vermek gerekiyor.
Çirkin, bu sezonun başarılı dizilerinden biri. Sizce seyirciyi hangi duyguyla daha çok yakaladı, neden sevildi?
Bence seyirci en çok karakterlerin gerçek duygularıyla bağ kurdu. Çirkin’de herkesin içinde bir yara, bir eksiklik, bir korunma hâli var. İnsanlar kendilerinden bir şey buldu diye düşünüyorum. Ayrıca hikâyenin çok süslü değil, duygusunu doğrudan veren bir tarafı var.
Çirkin’in global yolculuğu da başlıyor, dizinin farklı ülkelerde de seyirciyle buluşacak olması size neler hissettiriyor?
Bir hikâyenin farklı ülkelerde de karşılık bulması çok heyecan verici. Çünkü aslında anlatılan duygular evrensel; yalnızlık, korunma ihtiyacı, sevgi, korku… Bunlar herkesin anlayabileceği şeyler. Çirkin’in başka coğrafyalarda da seyirciyle buluşacak olması beni çok mutlu ediyor.
