Çağan Irmak ve İsmet Bosna, ‘Yeşilçam’ı Anlatıyor

 Çağan Irmak ve İsmet Bosna, ‘Yeşilçam’ı Anlatıyor

Çağan Irmak ve İsmet Bosna ile bu Yeşilçam söyleşimiz, Episode’un 26. sayısında yayımlanmıştır.

BluTV özel yapımı Yeşilçam, bu yılın dikkat çeken yapımlarındandı. Biz de Episode’un 26. sayısında Yeşilçam ekibiyle söyleşmiştik. Bu söyleşilerden ilk olarak yönetmen Çağan Irmak ve sanat yönetmeni İsmet Bosna ile olanı paylaşıyoruz.

ÇAĞAN IRMAK: “Biz bir hikâyeyi anlatırken bunu yüzde yüz gerçekleriyle anlattığımızı iddia etmedik”

Yeşilçam filmlerinin nahifliği, komedi ve dram birlikteliği konuşulduğunda bu ekolün günümüzde de izlerini taşıyan yönetmenlerin başında anılıyorsunuz. Bu açıdan Yeşilçam dönemi ve dizisi size ne ifade ediyor?

Yeşilçam filmleri nahiflik, komedi ve dram birlikteliği olarak anılıyor ama aslında benim için bunların dışında bir yüzü daha var Yeşilçam’ın. Sadece nahiflik, komedi ve dram olarak adlandıramayız bu dönemi.  O dönemki TRT’nin yayın politikası yüzünden sadece Yeşilçam’ın bize bu yanı yansıtıldı. Oysa yönetmen sinemasının temellerinin atıldığı, siyasal çağrışımların yapıldığı bir dönem de oldu Yeşilçam’da. Ben bunların tümüne bakıyorum, o yüzden güzellikleri benim için farklı farklı, sadece bu saydığımız türlerle anmak haksızlık olur Yeşilçam’ı. O yüzden bana çok şey ifade ediyor. Beslendiğim kaynak, sinemayı öğrendiğim filmler, hepsi bu dönemde kendi renkleriyle, çeşitliliğiyle karşıma çıkıyor. Benim için daha büyük bir çerçeve Yeşilçam.

Genelde kendi yazdığınız senaryoları çekiyorsunuz, özellikle yaptığınız dönem işlerinde de böyleydi. Fakat Yeşilçam’da Levent Cantek ve Volkan Sümbül’ün birlikte yazdığı bir senaryo var. Döneme ve Yeşilçam filmlerine de hâkim bir yazar-yönetmen olarak senaryoya katkılarınız oldu mu? Yaptığınız değişiklikler, öneriler var mıydı?

Genelde kendi yaptığım şeyleri çekiyorum, burada senaryoya müdahale pek olmadı. İyi yazılmış bir senaryoydu, zaten projeyi kabul etmemde en büyük etmenlerden biri de senaryoyu çok beğenmemdi. Yazım sürecinde bulunmamıştım ama sadece yönetmen olarak kendi yorumumu getirdim. Onu da o dünyayı çekerken getirdim, senaryoya bir müdahalem olmadı açıkçası.

2000’lerin ortalarından itibaren özellikle yakın tarihimizle ilgili dizi ve film üretiminde artış olmuştu, izleyici de bu işleri çok önemsedi ve halen ilgiyle izlenen işler bunlar. Çemberimde Gül Oya, Dedemin İnsanları... Bir yandan resmi tarih anlatılarını da tartışmaya açan, yakın tarihteki siyasi olaylara eleştirel bir bakış açısı sunan işler bunlar fakat günümüzde artık TV ekranlarında da çok yapılabildiği söylenemez bu işlerin. Yeşilçam, böyle bir atmosferde nerede duruyor sizce ve yakın tarihe başka bakış açılarından bakan işlere kanal ve yapım şirketleri neden daha mesafeli yaklaşmaya başladı sizce?

Yeşilçam bu saydıklarımızın tam ortasında duruyor aslında. Biz bir hikâyeyi anlatırken bunu yüzde yüz gerçekleriyle anlattığımızı iddia etmedik. Burada başka bir hikâye var. Türkiye’nin hali pürmelali neyse Yeşilçam da bu durumdan etkilendi. Bütün o siyasi durumun Yeşilçam’ı saran etkileri anlatılıyor zaman zaman. Ayrıca kanal ve yapım şirketlerinin bu işlere mesafeli yaklaşması bence çok sözkonusu değil. Şöyle ki dönem dönem bu işlere yaklaşılıyor. O da seyircinin değişen seyir zevkiyle ilgili. Mesela şimdi başka bir furya aldı başını gidiyor, bir beş sene önce başka bir furya vardı. Bu tüketildikçe yerini yeni akımlara bırakıyor, gençlik dizilerine bırakıyor veya başka bir şeye. Hiçbir şeyi küçümsemek için söylemiyorum. Sadece bunlar temel ihtiyaçların, toplumun o anki ruh halinin ekrana yansıması olarak değerlendirilebilir ama mesela Çemberimde Gül Oya politik bir diziydi ama bunu yapmak ve sunmak benim seçimimdi, yine böyle bir hikâyeyi başka biri yapıp sunsa insanların veya kanalların buna hayır demeyeceğini düşünüyorum.

Dijital platforma başı-sonu belli, süreleri makul, ön hazırlık sürecine zaman ayırma şansı verilen bir dizi çekmek… Hem de bunu bir dönem hikâyesinde yapmak. BluTV’yle bir yönetmen olarak nasıl bir süreç geçirdiniz? Avantajları, varsa dezavantajları neler oldu?

Sorunun cevabını zaten siz sorunun içinde vermişsiniz. Başı sonu belli, süreleri makul, ön hazırlık sürecine zaman ayrılıyor. Ben çok keyifli bir ekiple çalıştım. Çok mutlu olarak ve özgür bırakılarak yaptım bu işi. O yüzden pek fazla dezavantajını görmedim. Belki de dezavantajı, dijital platformların açık TV kanalları kadar çok seyirci sayısına sahip olmaması olabilir ama umarım zamanla bu platformlar daha büyük kitlelere ulaşır ve daha çok insan izleyebilir yaptığımız işleri.

Yeşilçam

İSMET BOSNA: “60’lar çok daha nahif ama bir o kadar da keskin karakterli, daha renkli ama daha kişilikli”

Yeşilçam’ın sanat yönetmenisiniz. Günümüzde geçen bir hikâye ile bir dönem işinin sanat yönetmenliğini yapmanın farkları nelerdir?

Öncelikle beni tamamlayan sanat ekibime, kurmak istediğim dünyada bana özgürlük alanı tanıyan yapımcımıza ve yapım ekibine ve mükemmeliyetçiliği ile bu projenin en iyi halini mümkün kılan yönetmenimiz Çağan Irmak’a teşekkür ederim.

Dönem ve günümüz projeleri arasında tabii ki çok fark var. Örneğin günümüz projesinde Beyoğlu’nda çekim yaparsak çok az şeye müdahale etme gereği duyarız ama 60’lar, Beyoğlu için bir dünya kurmak demek. Dolayısıyla o dönemi çok iyi araştırmak ve neredeyse bütün dönemi sıfırdan yaratmak gerekiyor.

Yeşilçam’ın dünyasını kurarken yararlandığınız görsel ve matbu kaynaklar nelerdir?

Yüzde yüz şu kaynaklardan yararlandım demek diğer tüm kaynaklara haksızlık olur. 60’lar ve 70’ler en sevdiğim dönemler. Renkleriyle, tasarımlarıyla, estetiğiyle cıvıl cıvıl. Ben projelerimde renk kullanmayı çok seviyorum ve bu dönemler beni özgür kılıyor.

Yeşilçam sürecinde dönemi yaratırken en çok zorlandığınız şeyler neler oldu? 

İstiklal Caddesi, 60 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse artık bambaşka bir yer haline getirildi mesela. Mekânlar anlamında bu tip zorlukları da aşmanız gerekiyor bir sette çalışsanız bile. Zorlandığımız şey, zaman ya da zamansızlık diyebilirim. Çok kısa sürede çok fazla mekân hazırlamak.

Yeşilçam’ın dünyasını kurarken referans aldığınız filmler oldu mu? Kullandığınız ürünler içinde ilginç hikâyeleri olan objeler var mı?

Referans olarak bir filmi veya bir şeyi kullanmak bana kopyalamak gibi geliyor. O yüzden referans olarak moda, mimari, mobilya tasarımı, renk kombinasyonları… Benim için her şey referans.

En ilginç ve hikâyesi enteresan aksesuarımız, Semih Ateş’in evindeki kapı zili. Dairenin eski kapısı, çelik kapı ile değiştirilmişti maalesef. Biz oraya yeni kapı yaptık ve yönetmenimiz Çağan Bey, kapı için dizinin 4. bölümünde gördüğümüz çevirmeli zil istedi. Biz yaklaşık bir hafta aradık ama istediğimiz gibi bir zil bulamadık. Nerede bulabiliriz diye konuşurken apartman görevlisi, “Bende var, hem de bu kapıdan çıkan zil,”  dedi.  Zil yerini bulmuştu.

Belirli bir kuşağın hafızasında canlı olan, gençlerin ise çok da bilmediği, detaylarına hâkim olmadığı bir dönem 60’lar Türkiye’si. Çok renkli, hareketli bir dönem; objeler, renkler, kostümler, mekânlar açısından bir sanat yönetmeni gözüyle 60’lar Türkiyesi’ne dair neler söyleyebilirsiniz?

Şimdinin Türkiye’sine benim gözümle baktığımda 60’lar çok daha nahif ama bir o kadar da keskin karakterli, daha renkli ama daha kişilikli, her şey daha kıymetli. Örneğin 60’larda yapılan bir gardırobu şimdi bile kullanabiliyoruz. Oysa şimdi yapılan bir gardırop, beş yıl sonra kullanılamaz hale geliyor. 60’lara yetişemedim ama 70’lerde bütün 60’lar esintisini hissettim.

Benzer İçerikler