Yasemin Şefik, Organize İşler: Karun Hazinesi‘ni inceledi.
Bazı işler gerçekten organize. Bazılarıysa o kadar organize ki izlerken dolandırılmaya gönüllü oluyorsunuz.
Netflix’te yayınlanan Organize İşler: Karun Hazinesi tam olarak böyle bir iş. Sekiz bölüm boyunca İstanbul’un bütün üçkâğıtçıları, belalıları ve kendini dünyanın en akıllı insanı zannedenleri aynı hazinenin peşine düşüyor. Biz de ekran başında kimin kimi dolandırdığını anlamaya çalışırken bir bakıyoruz, gayet memnunuz.
Diziyi yayın öncesinde izleme fırsatım oldu. Öncelikle şunu söyleyeyim: Kıvanç Tatlıtuğ başka bir seviyeye geçmiş. Sarı Saruhan karakteriyle yalnızca sahneleri değil, seyircinin bütün dikkatini de gasp ediyor. Özellikle Mozart’ın Requiem in D Minor eseri eşliğinde ettiği küfürler… Hayatımda ilk kez birine hakaret edilirken sanat tarihiyle ilgilenmek istedim. Mozart mezarından kalksa muhtemelen önce şaşırır, sonra sahneyi tekrar izlerdi. Küfür bile senfonik akıyor arkadaşlar!

Ezgi Mola’nın Lerzan Berrak’ı ise ayrı bir olay. Suzan Kardeş’le kurduğu diyaloglar, sosyal medyanın yeni replik arşivine aday. Hani bazı cümleler vardır, söylendiği sahneden çıkar, arkadaş grubunuzun günlük konuşmasına yerleşir. İşte tam olarak o enerji.
Uraz Kaygılaroğlu’nun karakteri keskin, eğlenceli ve tehlikeli. Bir sonraki hamlesini kestiremiyorsunuz ama o hamlenin başınıza iş açacağından eminsiniz.
Ekin Türkmen’i de ayrıca konuşalım. Saruhan’ın sevgilisi olarak onu küfürsüz, daha janti bir adama dönüştürmeye çalışıyor. Düşünsenize, hayatınızın projesi Sarı Saruhan’a nezaket öğretmek! Üstelik Ekin Türkmen bu hikâyede yalnızca sevgili kontenjanını doldurmuyor; karakteriyle oyunun önemli parçalarından birine dönüşüyor.
Demet Akbağ’a gelince… Türkiye’de birbirinden bu kadar farklı karakteri böylesine kendine özgü bir ustalıkla canlandırabilen oyuncularımızdan biri. Her defasında başka bir kadın, başka bir dünya. Bu kez de Nefise karakteriyle sahneye girdiği anda ağırlığını hissettiriyor. Demet Akbağ karakterin nüfus müdürlüğünden kaydını alıp gelir.

Gelelim Yılmaz Erdoğan’a.
Kalem yine çalışıyor. Kelime oyunları, zekice kurulmuş diyaloglar, beklenmedik cevaplar… Hepsi yerli yerinde. Yalnız küçük bir mesele var: Bazen bütün karakterler aynı üstün söz cambazlığı okulundan mezun olmuş gibi konuşuyor. Herkesin her cümlede bu kadar hazırcevap olması, karakterlerin kendilerine özgü seslerini zaman zaman birbirine yaklaştırıyor. Biraz susan, biraz saçmalayan, cevabı sonradan aklına gelen insan da fena olmazdı.
Bir de geçmişe dönmek isterdim.
Organize İşler sonuçta iki filmlik bir hafızaya sahip. Biz Asım Noyan’ı tanıyoruz, Sarı Saruhan’ı biliyoruz. Peki dünyanın başka bir köşesinde bu karakterlerle ilk kez karşılaşan seyirci? Kısa flashback’lerle geçmişe uğramak, karakterlerin bugünkü ilişkilerine daha güçlü bir neden-sonuç zemini kazandırabilirdi. Hele ki global bir platformda, geçmişi bilmeyen seyirciye küçük bir hoş geldin turu hiç fena olmazdı.
Yine de Karun Hazinesi, kalabalık kadrosu, yüksek temposu ve oyunculuklarıyla kendi eğlencesini yaratmayı başarıyor.
Herkes hazinenin peşinde. Kimisi para, kimisi güç, kimisi de son sözü söyleme derdinde.
Benim bulduğum hazineyse biraz farklı.
Mozart eşliğinde küfür eden Kıvanç Tatlıtuğ.
Kabul edelim, bazı sanat eserleri beklenmedik iş birliklerinden doğuyor.
Bir de İstanbul meselesi var… Organize İşler, zamanında şehri havadan görüntüleyen öncü Türk filmlerinden biriydi. Yıllar sonra yine aynı şeyi başarıyor. İstanbul’u öyle güzel gösteriyor ki insan bir an trafiğini, kalabalığını, bütün derdini unutuyor.
