Episode Dergi olarak Şubat 2026 sayımızda makyaj sanatçısı Yasin Şefik’in Yeraltı‘nın kadınlarının makyajını yorumladığı incelemesine yer veriyoruz.
NOW’ın yeni dizisi Yeraltı, bizi sadece karanlık dehlizlere değil, aynı zamanda karakterlerin ruh hallerinin ciltlerine nasıl işlendiğine dair görsel bir şölene de davet ediyor. Bir makyaj sanatçısı gözüyle baktığımda, ekranda gördüğümüz şey sadece “güzel kadınlar” değil, prodüksiyonun karakter derinliğini pekiştirmek için kullandığı stratejik bir renk ve doku yönetimi. Gelin, Halide, Sultan ve Melek’in makyaj çantalarındaki o gizli şifreleri birlikte çözelim.
Halide Ceylan (Devrim Özkan): Mat Bir Sessizlik, Keskin Bir Duruş

Halide’yi izlerken Devrim Özkan’ın yüzündeki o “high-end” sadelik hemen dikkatimi çekiyor. Halide’nin makyajında minimalizm bir tercih değil, bir zırh. Mesleki açıdan baktığımızda, burada mükemmel bir “skin prep” (cilt hazırlığı) görüyoruz. Ten makyajı, cildin dokusunu tamamen kapatmayan ama porselen matlığında bir bitiş sağlayan ince yapılı fondötenlerle kurgulanmış. Halide’nin sert ve dik duruşunu desteklemek için kontür uygulaması, elmacıkkemiğinin hemen altına “sharp” (keskin) hatlarla yapılmış. Gözlerde ise toprak tonlarının en soğuk paleti hâkim. Kirpik diplerine çekilen ince, dağıtılmış füme kalemler, onun bakışlarındaki o “her şeyi görüyorum ama susuyorum” ifadesini perçinliyor. Burada parlak bir lipgloss göremezsiniz; dudaklar her zaman ten rengine yakın mat rujlarla mühürlenmiş durumda.
Sultan Hanoğlu (Sümeyye Aydoğan): Işıltının Altındaki Defans

Sultan, hikâyenin en “ben buradayım” diyen karakteri. Sümeyye Aydoğan’ın enerjisi, makyaj paletine daha sıcak ve iddialı yansımış. Ancak dikkatli bakarsanız, bu parıltının altında bir savunma mekanizması yatıyor. Sultan’ın makyajında “foxy eyes” etkisini veren, dış köşelere doğru yükselen far oyunları ve belirgin eyeliner hattı ön planda. Bu, karaktere hem bir kurnazlık hem de çekicilik katıyor. Ten makyajında Halide’nin aksine daha “dewy” (nemli) ve aydınlık bir bitiş tercih edilmiş. Ancak bu aydınlık, sağlıklı bir parıltıdan ziyade spot ışıkları altında kalmaya çalışan bir kadının çabasını simgeliyor gibi. Dudaklardaki belirgin çerçeveleme (lip liner), Sultan’ın sınırlarını ve hayata karşı aldığı o saldırgan tavrı harika özetliyor.
Melek Aslan (Ülkü Hilal Çiftçi): Ham Gerçeklik ve Solan Masumiyet

Melek, bu üçlü arasında makyajın en “ham” haliyle karşımıza çıkan isim. Ülkü Hilal Çiftçi’nin genç ve duru yüzü, makyaj ekibi tarafından adeta bir boş tuval gibi kullanılmış ama bir farkla: Melankoliyi vurgulayan soğuk tonlarla. Melek’te gördüğümüz şey bir “güzelleştirme” çabası değil, aksine yeraltının yorgunluğunu yansıtan bir minimalizm. Gözaltlarındaki o çok hafif morluklar kapatılmamış, hatta karakterin çaresizliğini vurgulamak için soft bir mürdüm tonuyla desteklenmiş olabilir. Elmacıkkemiğinde allık yok, sadece soğuk alt tonlu bir aydınlatıcıyla gelen o solgun ışık var. Dudaklarda ise sadece nemlendirilmiş bir doku hâkim. Melek’in makyajı (ya da makyajsızlığı), bize masumiyetin bu karanlık dünyada nasıl yavaş yavaş grileştiğini teknik bir dille anlatıyor.
Yeraltı‘nda Makyaj
Yeraltı’nın kadınları, makyaj aynasına baktıklarında sadece kendilerini değil, hikâyedeki yerlerini de görüyorlar. Makyaj departmanı, karakterlerin sınıfsal farklarını ve duygusal kırılmalarını fırça darbeleriyle öyle güzel ayırmış ki, biz izleyiciler bazen bir replikten ziyade Halide’nin mat bakışından ya da Melek’in solgun teninden hikâyenin nereye gideceğini anlayabiliyoruz. Dizinin geçtiğimiz bölümlerinde Halide’nin aynaya bakıp makyajını tazelediği o kısa ama vurucu sahneyi hatırlayın. Orada fırçanın sert hareketleri, aslında karakterin içindeki çatışmayı bastırma çabasıydı.
Keza Melek’in yağmur altındaki sahnesinde makyajın akıp gitmek yerine cildine daha da yapışan o “solgun” etkisi, kullanılan ürünlerin su bazlı değil, karakterin dramını sabitleyecek profesyonel tekniklerle seçildiğinin bir kanıtı. Yeraltı’nda makyaj, akmıyor; aksine karakterin üzerine bir katman daha ekliyor. Estetik ve tekniğin, senaryoyla bu denli kol kola yürüdüğü işleri izlemek bizim için büyük bir keyif. Güzellik bazen bir parıltıda, bazen de en derin karanlıkta saklıdır; ben sadece o karanlığın içindeki doğru rengi bulup yüzeye çıkarıyorum. Bir sonraki yazıda yeni bir hikâyenin izini sürmek üzere…